TGB’den YÖK’e karşı Seferberlik

TGB, YÖK’ün üniversitelerin yapısını kökten değiştireceği “yeni YÖK yasa tasarısı” ile ilgili Prof. Dr Coşkun Özdemir, Prof. Dr. Eren Omay ve Doç. Dr. Melih Baş gibi birçok sayı değer akademisyenin de katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi. Basın açıklamasını TGB Genel Başkanı İlker Yücel’in yaptığı toplantıda, İlker Yücel, bu tasarı aklı, bilimi inkar ettiğini, üniversiteleri badem bıyıklılara ve para babalarına teslim etmek için hazırlandığını belirtti. İşte TGB’nin açıklamasının tamamı:

YÖK TAŞI YAKLAŞIYOR,

ÜNİVERSİTELER SEFERBERLİĞE!

AKP-Cemaat faşizmi, bir karabasan gibi Türkiye’nin üzerine çökmüş. İktidarını sürdürebilmek ve cumhuriyeti yıkmak üzere, hakikatleri karartıyor. Gerçeklerin üzerini örtmek üstüne uzmanlaşmış faşizmin bilimi de kendi karanlığına dahil etmesi, onun için hayati mesele. 12 Eylül rejiminin başladığı işi, onun çocukları bitirmek niyetinde. YÖK’ten daha baskıcıve piyasacı bir sistem kurarak, yok edemedikleri üniversiteyi yıkmayı hedefliyorlar. Adeta bir YÖKTAŞI geliyor. Bir meteorun yer yüzünde canlı bırakmaması gibi, bilimsel üretimi, halkın yararı için bilim ve eğitimi, akademisyenlerin ve öğrencilerin haklarını yeryüzünden silip; AKP-cemaat faşizminin karanlık çağını açmak üzere yaklaşan bir YÖKTAŞI.

Aylardır hazırlığını yapıyorlardı. Yusuf Ziya Özcan döneminden beri AKP’nin üniversiteleri sindirme aracı haline gelen YÖK eliyle, üniversiteye ve bilime en köklü saldırı geliyor. 12 Kasım’da kamuoyuna açıklanan taslağı bir hafta önceden iktidarın gazeteleri manşetlerle verdi, TÜSİAD YÖK Başkanı’yla görüşüp tasarıyı hevesle sahiplendi. Yeni YÖK yasa taslağıyla gericilik ve sermaye kol kola ve iştahla, ticari medreselerinin temellerini atmanın hayalini kuruyor. Bu hevesi iyi görmek ve sistemin efendilerinin kursağında bırakmak, gençlik ve üniversitenin tüm sahipleri için acil bir görev!

İlk iş vitrin hazırlandı. 12 Eylül’ün YÖK’ünü kaldırıp Türkiye Yükseköğretim Kurulu’nu,TYÖK’ü kuruyorlarmış. Üniversite sayısının 27’den 180’lere çıkması, köklü ve yeni üniversitelerin farklı olması bu üniversite reformuna ihtiyaç doğurmuş. YÖK Başkanı Çetinsaya beş maddede tanıtıyor yıkım yasasını: çeşitlilik, kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik, rekabet ve performans sistemi, mali esneklik, kalite denetimi. Bu maddeler bile bir ipucu verebiliyor. Ama biz esasa gelelim. Taslağa göre;

1- AKP’nin köklü üniversitelere müdahalesiniartıracak şekilde konsey adı altında yönetim organları geliyor. Vergi rekortmenleri, para babası mezunlar ve Bakanlar Kurulu’nun atadığı kişiler bu olağanüstü yetkili konseyde ağırlıkta olacak.

2- Akademisyenler performans puanına dayalı olarak rekabet içinde çalışacak.

3- Vakıf üniversitelerinden farklı olarak açıkça “kar amaçlı” özel üniversiteler ve yabancı üniversiteler kurulacak.

4- Üniversitelerin kendi parasal kaynaklarını kendileri bulmak zorunda olacak. (Evet, işletmeler gibi!)

Yükseköğretim kanunu için önerilen bu köklü değişikliğin elbette sadece ana hatları bunlar. İleride açacağımız bu maddeler ve ek ayrıntılarüniversiteleri piyasaya açma operasyonunun çok ötesinde. Cemaat ve kara para düzeninin baronlarına üniversitelerin pay edilmesi, özgür ve kamu yararına bilim üretiminin ve eğitiminin tamamen yok edilmesi amaçlanıyor.

Unutmamamız gerek, AKP – Cemaat faşizmi üniversiteler son nefesini vermedikçe toplumsal iktidarını pekiştiremez. Bilimin ve aydınlanma değerlerinin kökünün kazınması bugünkü iktidarın birincil gündemi haline gelmiştir. Ele geçirilmemiş bir Tübitak, OdaTV davasında cemaate pahalıya mal olurdu.

Bu tasarı tesadüf eseri bugün gündeme gelmiyor. “Eyalet yasası” kabul edilmiş, Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı uygulanıyor, bölge kalkınma ajansları faaliyete geçmişken ve başkanlık sistemi aracılığıyla, “özerklik” tartışmaları eşliğinde Türkiye uluslararası sermaye için rant alanlarına bölünürken bu yıkım yasası piyasaya sürülüyor. “Yerelleşme” dedikleri şey, yerellerin uluslararası kartellere karşı savunmasız kalması ve yerli sanayicinin, akademisyenin, kamu yararının bu karteller uğruna ezilmesidir. Merkezilikten uzakmış gibi görünen bu değişiklikler esasında Türkiye merkezli yapılanma yerine Türkiye’nin merkezsizleştirilmesi ve geriye kalan yerel adacıkların uluslararası merkezlerin hizmetine sunulması anlamına gelmektedir. TÜSİAD da yaptığı açıklamayla rolünü oynamaya başladı: “Ademi merkeziyetçi, üniversitelerin birbirleri ile rekabet edebilmelerine fırsat tanıyan bir sistem tasarlandığı takdirde, yükseköğretim sistemimiz önemli bir ivme kazanacaktır.”Hangi üniversite, hangi eyalette, hangi çıkar grubunun, cemaatin, ailenin, şirketin elinde olacak… Alın size ademi merkeziyet!

Maddelere derinlemesine geçmeden önce, yasa taslağının girişine düşülen notu hatırlatalım. Notta, “tartışmaların zenginliğini sağlayabilmek için” taslağın mevcutanayasaya uygunluğunun sorgulanmadığı belirtiliyor. Anayasa değişmeden bu taslağın kabul edilmesi ve uygulanması, anayasayı ihlal etmek olacak.

Üniversitenin”Dışarıdan”Yönetimi: Konseyler

Taslağın getirdiği temel değişikliklerden biri üniversite konseyi adı verilen, vakıf üniversitelerindeki mütevelli heyetlerine benzer yetkilere sahip organlar. Bunların kurumsallaşmış olarak sınıflandırılan üniversitelere getirilmesi planlanıyor. Konseyin oluşumu kısaca, 2 bakanlar kurulu tarafından atanmış, 2 TYÖK tarafından atanmış, 5’i üniversite içinden seçilmiş ve daha sonra bu 9 kişinin belirlediği, üniversitenin bulunduğu şehrin vergi rekortmenlerinden ve üniversiteye en çok bağış yapanlardan seçilen 2 üyeden oluşuyor. Bu vurguncu ve iktidar yanlısı konseyler; üniversitenin stratejik ve mali planlarının oluşturulmasından, rektör ve dekanları atamaya, sözleşmeli öğretim üyelerinin maaşlarının belirlenmesine kadar geniş yetkilere sahip. Bu durumda pek çok öğretim üyesi üniversiteyle hayatı boyunca ilgisi olmamış bir patronun insafıyla sözleşmeli çalışacak, hatta kadroluyken sözleşmeli duruma geçirilebilecek. En önemli yetkilerden biri de üniversiteye ait gayrimenkullerin satışına karar verebilmesi. Üniversite senatosunun bazı akademik kararlarını da üniversite konseyinin onaylaması gerekecek. Peki üniversiteyle ilgisi olmamış bir vergi rekortmeni iş adamının, bakanlar kurulunun atadığı bürokratların üniversitenin rektörünü seçmesi hangi dünyada özerklik vitrininin arkasına saklanabilir? Üniversite konseyi kurup üyelerini bu şekilde seçmenin AKP için tek bir anlamı var: “sadece rektör atarken bir badem bıyıklıyla kontrol edemiyorduk, şimdi on tanesiyle ederiz.” YÖK başkanı taslağı allayıp pulladığı konuşmalarında üniversite özerkliğini güçlendirmekten söz ediyor ancak, bu konseyler tam olarak üniversitenin üniversite dışından nasıl yönetilebileceğinin resmi. Eskiden bir rektör seçimiyle delinen özerklik, şimdi koca bir konseyle yıkılmış oluyor. Öte yandan bugüne kadar YÖK’ün yapısını ve bileşimini eleştirenler şimdi beterini yapıyorlar. Yeni YÖK (TYÖK) 21 kişiden oluşacak ve kurulda yer alacak 16 kişi siyasi erk tarafından belirlenecek. Beterin beteri var; bu 16 kişi akademiye mensup dahi olmak zorunda değiller. Özerklik bu olsa gerek!

Taslağın her kelimesine piyasacılık sinmiş. “Yeni yasa çerçevesinde Yükseköğretim Kurulu sadece girdi kontrolü değil, süreç ve çıktı kontrolü de yapmalıdır.” Bu cümle YÖK’ün üniversitelerin ön fikrini almak için 27 Eylül’de gönderdiği metindeki incilerden biri. Sözü geveleyerek performans sistemine getirirken bilimsel üretimin mali kaynağını girdi, ortaya konan araştırmayı çıktı olarak tanımlıyor YÖK. Akademisyenlerin performans puanıyla ve ödüllerle denetlenerek birbirleriyle rekabet içinde çalışması YÖK’ün taslağı tanıtırken sık kullandığı bir çalışma ilkesi. Sözleşmeli akademisyenlerin maaşı dahi konsey tarafından performans puanları doğrultusunda belirleniyor.

Asistanların sesi yakın zamanda İTÜ’deki eylemlerle duyulmuştu. YÖK üniversitelerin 3 yılda yüksek lisansı tamamlamayan ve 6 yılda doktorasını tamamlamayan asistanların işine son vermesini istiyordu. Harekete geçen üniversiteler asistanların ilişiğini kesmeye başladı. Yasa tasarısı ise şu anki fiili durumun bir adım ötesine geçiyor, asistanlara gerek kalmıyor. Özgürce işten çıkarılabilirler! Çünkü proje araştırmacısı adı altında yüksek lisans veya doktora yapmayan kişilere iş verilebilecek. Proje araştırmacıları proje süresiyle sınırlı ve sözleşmeli olarak işe alınacaklar.

Yabancı ve Kâr Amaçlı Üniversite!

Türkiye’de zaman zaman özel üniversite olarak da bilinen kurumların, resmi adıyla vakıf üniversitelerinin kâr amacı gütmeleri anayasaya aykırı. Ancak yeni tasarıya göre, anayasaya aykırı olmasına rağmen, vakıf değil doğrudan şirket mülkiyetinde olan gerçek manasıyla özel üniversiteler açılabilecek, şu anki vakıf üniversiteleri kâr amaçlı özel üniversiteye dönüştürülebilecek. Hatta taslakta yer almasa da Yusuf Ziya Özcan geçen yılki demeçlerinde özel üniversitelere 5 yıl vergi muafiyeti uygulama niyetini ifade ediyordu.

Yeni Yükseköğretim tasarısıyla yine kâr amacı güdecek olan yabancı sermayeli üniversitelerin Bakanlar Kurulu onayıyla kurulması isteniyor. Belirtilen bir çerçeveye uymak kaydıyla bu üniversiteler kendi öğretim programlarını kullanabilecek. Kâr Amaçlı Üniversite Şirketleri olarak bilinen ve neoliberal politikaların uygulandığı alanlardan büyük kârlar elde ederek hızla büyüyen şirketlere Türkiye pazarı da böylece açılmış oluyor. Hem özel hem yabancı üniversitelerin açılması akla bir soruyu getiriyor. YÖK Başkanı’nın çeşitli toplantılarda ve televizyon programlarında coşkuyla anlattığı rekabet sistemi içinde, devlet üniversitelerimiz kısıtlı mali kaynaklarıyla uluslararası tekellerle rekabet edebilecek mi? Bu sorunun ilk fiili cevabı İstanbul Bilgi Üniversitesi örneği. 1996’da kurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi bir mali kriz sonucu 2006 yılından sonra LaureateEducation adlı bir uluslararası üniversite şirketinin eline geçmişti. (Hakan Arslan ve Aslı Odman’ın Metafordan Gerçeğe Üniversite A.Ş. başlıklı makalesi bu konuyu derinlemesine anlatıyor.)LaureateEducation gibi onlarca ulusötesi şirkete, Türkiye’de kamu üniversitelerinin belki hepsinin toplamından daha fazla bütçeyle kendi özel üniversitelerini açıp yürütmelerinin yolu açılıyor.

Taslağa hakim olan anlayış, rekabette yer bulabilmeleri için devlet üniversitelerini de kaynaklarını çeşitlendirmeye zorluyor. Bunun için de sanayi-üniversite işbirliği adı altında projelere yönlendiriyor. Bugünkü işleyişte de özellikle mühendislik ve tıp fakültesi gibi şirketlerin kolay ilgi gösterdiği fakülteler bu projelere bağımlı. Ancak AKP’nin ve sermaye gruplarının iştahla hazırladığı “rekabet” koşulları gerçekleşirse, bu bağımlılık katlanarak artacak. Siyasal bilgiler fakültesi kökenli bir akademisyen olan Gökhan Çetinsaya; sosyal bilimler, eğitim, güzel sanatlar gibi şirketlerin ilgi oldağı olmayan alanların yaşayacağı sıkıntıyı bizden iyi biliyor olmalı. Yasa bu haliyle geçerse, bu alanlarda, Fen-Edebiyat, Güzel Sanatlar, Eğitim Fakülteleri batmamak ve “rekabet” edebilmek için ya satılmaya ya da maliye bakanlığından gelecek destekler için diz çökmeye zorlanacak.

Bu taslağı hazırlayanlara göre üniversitelerin esas hakimiyerli sermaye de değil, ABD merkezli sermaye olacak. Fethullah da aslında ABD güvencesi altındaki yabancı bir sermayedar sınıfına girer, en azından onlarla çok özel bir işbirliği halindedir. Oysa üniversite’ninsahip olması gereken misyonu, 15-16 Ekim 2010 tarihlerinde Ankara’da toplanan Beşinci Üniversite Kurultayı’nda yayınlanan bildirgede en özlü şekilde tarif edilmişti:”Bilim gündeminin bir kaynağını, bilimin kendi iç gelişimi oluştururken, diğer kaynağını da toplumun bilimin önüne getirdiği sorunlar oluşturur. Bu nedenle, bilim gündeminin ulusal bir niteliği vardır. Böyle bir gündem oluşturulmadığı sürece, kendi bilim gücümüzü, başka coğrafyaların ihtiyacına göre oluşturulmuş gündemlere tabi kılar, bedenler göçmeden de, beyinleri göçmesine neden oluruz. Bilimin ülkemizin geleceğini kurmada ve dünyayı değiştirmede sahip olacağı etki ne kadar somut biçimde duyumsanır ve yaşanırsa, üniversitelerimizde bilimsel çalışma için o kadar uygun bir iklim yaratılmış olur. Böyle bir bilim gündeminin oluşturulması, o gündemi gerçekleştirecek bilim gücünün yetiştirilmesinin planlanmasını ve gerçekleştirilmesini mümkün kılar.”Tersyüz edilen işte budur. Üniversitelerde bilim, sanat ve Türkiye tasfiye edilmektedir.

Çetinsayaların Balyoz Korkusu

Gökhan Çetinsaya 2012 yazında göreve geldiğinde Yusuf Ziya Özcandan bir bayrak devraldığını söylemişti. Kemal Gürüzler, Yusuf Ziya Özcanlar, Gökhan Çetinsayalar üniversiteyi siyasi iktidara ve mafya sermayesine bağlamanın, Türkiye’nin bilimsel birikimini yıkmanın bayrağını taşıyan temsilciler. Star gazetesinin yaptığı röportajda Çetinsaya’nın bu tasarının AKP’nin ilk yıllarında hayata geçirilmek istenip başarılamadığı açıklamalarına “2003 yılında YÖK reformunu Balyoz engelledi” başlığıyla duyurmuştu. Star’ın ve Çetinsaya’nıntank paleti sandıkları, üniversiteye sahip çıkan akademisyenlerin ve öğrencilerin ayak sesleriydi. Halkın balyozu, akademisyenler ve öğrencilerin birlikte ayaklanıp yarattığı kitlesel ve simgesel eylemlilikti. 2003’te AKP’nin “Acil Eylem Planı” içinde sunduğu YÖK tasarısına üniversite; rektörü, akademisyeni ve öğrencisiyle direnmiş ve geri adım attırmıştı.

Korkunun Ecele Faydası…

Bugün Türkiye ve bilim bambaşka bir süreçte. Tasarılarla akademisyenlerin, öğrencilerin, toplumun önüne karanlık çağ getirilirken, “kamu” yararı devletten giderek uzaklaştırılırken, bir yandan da “kamu”nun yani halkın, sistemin kanunlarına meydan okuduğu bir aydınlanmanın içindeyiz. Sistemin çok fonsksiyonlı rekabetçi robotları olarak yetiştirilmeye çalışılan öğrenciler ve bilimden, öğretimden çok bu robotları programlama misyonu yüklenmeye çalışılan akademisyenlerin sistemin çarkını bozacak direnci ve birliği göstermesi kaçınılmazdır. Bu direnç ve birlik dağılmadan, AKP’yi yıktıktan sonra nasıl bir üniversite kuracağımızı planlayacak. Konseylerden koltuk kapmak üzere ellerini ovuşturan bürokratlar ve sözde bilim insanları, üniversiteleri paylaşacak olan sermaye grupları, uluslararası karteller fazla heveslenmesin, karanlık çağını açmak isteyen AKP-cemaat faşizminin hevesi kursağında kalacak. Öğrencilerin ve öğretim üyelerinin, bilim insanlarının birleşerek oluşturacağı mücadele, yasayı tarihe gömecek.

TGB Genel Merkezi

tgb.gen.tr

Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: