Zulmün bir başka adı: İdris-i Bitlisi… (yazı dizisi 1)

İstanbul Eyüp’teki Piyer Loti Tepesi’nin adının İdris-i Bitlisi olarak değiştirilmesini öneren AKP Milletvekili ve Kiler Grubu sahiplerinden Vahit Kiler ısrarını devam ettiriyor. “Fransız Piyer Loti kanımıza dokunuyor” diyen Vahit Kiler “Saidi Nursi gibi önemli bir isim olan İdris-i Bitlisiye gereken önemi vermek gerekir” diyor.

İdris-i Bitlisi’nin mezarını Babası Hikmet Kiler ile birlikte ziyaret eden Vahit Kiler, ‘Hikmet Kiler Vakfı’aracılığı ile mezarın yenileceğini ve çevre düzenlemesi yapılacağını ve “tepenin isminin Eyüp Sultan İdris-i Bitlis’i Tepesi olmasını isteyeceğiz” dedi. Kilerin bu önerisine Bitlis Belediye Başkanı Fehmi Alaydın ile Bitlis Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Ayetullah Şimşek de destek verdi.
Vahit Killer’in ve Bitlislilerin çok övdüğü ve “tarihi açıdan da önemli bir kişilik ve Allah dostu büyük bir evliya” dedikleri bu İdris-i Bitlisinin kim olduğuna yakından bakmadan dönemi anlamak gerekiyor. Dönem anlaşılırsa İdris-i Bitlisi’nin önemi de anlaşılır…

16. yüzyıl nasıl bir dönemdi?
Bugünlerde özellikle Osmanlı övgücülüğünün bazen Yavuz Selim, bazen Kanuni Süleyman, bazen İdris-i Bitlisi, bazen de Ebu Suud Efendi üzerinden yapılıyor olması tesadüfi değildir. Niçin tesadüf değildir, biraz yakından bakalım?

Dönem çok kritik bir dönemdir ve İslam coğrafyasında bir hakimiyet sorunu vardır. 16. yüzyılda Osmanlı tercihini açıkça Sünnilikten, Safevi Devleti de Alevilikten yana yapmıştır. Şah İsmail Anadolu’nun doğusunu bazı Kürt aşiretleri hariç neredeyse tümüyle etkilemiş, Burdur’dan Dersim’e, Yozgat’tan Erzurum’a, Halep’ten Maraş’a, Trabzon’dan Diyabakır’a kadar geniş bir coğrafyadan binlerce Türkmen  Alevi, Osmanlıyı reddederek, tercihini Safevi Devleti’nden yana kullanmış, devletin kurucu unsuru olmuşlardır. Osmanlı’da yok sayılan aşağılanan “etrak-ı bi idrak” Türkler, Safevi’lerde iktidardır.
Diğer yandan ise Osmanlı ile Safeviler arasında ciddi bir “ruhani liderlik” sorunu vardır. Osmanlı’da Yavuz Selim sadece güçlü bir siyasi liderdir, önemli bir padişahtır. Şah İsmail, Safevi’de hem siyasi lider olarak “Şah”tır, hem de ruhani liderdir. Hatta Aleviler onu “Mehdi donunda” görmektedirler. Aleviler içinde, 12 İmam kültü, Ehl-i Beyt kavramları onun döneminde yaygınlaşır. O yalnızca Şah İsmail değil, “Şah Hatayi”dir aynı zamanda. Cemlerdeki deyişlerde o vardır. Deyişleri, nefesleri Anadolu’yu aşarak Balkanlara kadar yayılmıştır…

Şah İsmail, “Mürşid-i Kamildir, şairdir, şeyhtir, şahtır”. Yavuz Selim de Osmanlı için çok önemli bir padişahtır. O da şairdir. Yani ikisi de, şair,  ikisi de iddialıdır: Şah İsmail toplam 37 yıl, Yavuz Selim 50 yıl yaşamıştır. Çaldıran savaşında Şah İsmail  27, Yavuz Selim 44 yaşındadır…
Şah İsmail Türkçe’ci, Yavuz Selim Farsçı’dır. Osmanlı’da Farsça resmi dildir, Safevilerde resmi dil Türkçedir, Farsça onun gölgesindedir. İşin doğrusu eğer “Türklük” arayacaksak bu Yavuz Selim değil, Şah İsmail’dir…

“Bilek güreşini kazanan” İslam coğrafyasına hakim olacaktır. Yalnızca İslam coğrafyasına da değil, Asya’dan Avrupa’ya, oradan Afrikaya kadar uzanan bütün coğrafyanın. Reha Bilge bu durumu şöyle yorumluyor: “1514’te somutlaşan çatışma çok büyük bir siyasi ve iktisadi çatışmanın sonucuydu. Bu rekabet nereden kaynaklanıyor? Birincisi yerleşmekte olan bir imparatorluk var. Diğer tarafta ise bir dini devlet ve imparatorluk kurma azmi. Bu azmi simgeleştiren isim de Şah İsmail ve Safevi ailesi. Dolayısıyla burada bir siyasi mücadele söz konusu. Ama bunun ardında büyük bir ekonomik mücadele de söz konusu. Doğu Akdeniz’e ulaşan ticaret yollarının özellikle Baharat ve İpek Yolları’nın denetlenme mücadelesiydi bu. Bu yüzden etnik, dini, mezhepsel sebepler biraz üstte kalır.”

Kavga biraz da bunun kavgasıdır. 23 Ağustos 1514’de Çaldıran’da Şah İsmail yenilir. Tarih Osmanlı’nın lehine değişir. Resmi tarih Yavuz’un eliyle yazılır… Yalnızca resmi tarih mi? “1514’te Çaldıran’da aslında dünya konjonktürü, Batı Asya ve Orta Doğu’nun kartları yeniden karılır. Siyasi kartlar, dini kartlar, ideolojik kartlar… Devlet yapıları ve inançlar yeniden dizayn edilir”…

Şah ismail’in Çaldıran’da yenilmesiyle, yalnızca Safevi Devleti kaybetmez, Aleviler de kaybeder. Alevilerle ilgili zulüm yükselerek, alçalarak bugüne kadar gelir… Yavuz Selim, Çaldıran’dan iki yıl sonra da 29 Ağustos 1516’da Hilafeti Abbasi soyundan Osmanlı soyuna geçirir. İslam coğrafyasına artık Osmanlı hükmetmektedir. İdlis-i Bitlisi ile başlayan Osmanlı-Kürt ilişkisi de bu tarihten sonra giderek artar. Bölgede bir çok aşiret Osmanlı ile işbirliği  yapmaya başlar. Sünnlileşirler. Bir çok Zaza Beyi de Osmanlı ile birlikte savaşmaya başlar…
İşte İdris-i Bitlisi, özellikle Doğu’nun Sünni-Şafi etkisine girmesinde, Osmanlı Kürt işbirliğinde ve Osmanlı hakimiyetinde önemli bir isim olduğu için siyasal İslamcılar için çok önemlidir!
Kaç kişiyi öldürdüğü, binlerce insanı kılıçtan geçirdiği önemli değildir!
Şimdi ona biraz daha yakından bakalım…

Bitlisli İdris kimdir?
Soner Yalçın’ın çizdiği  İdris-i Bitlisî portresi de aslında onun “neden önemli olduğunu” çok iyi özetliyor…
“İdris-i Bitlisi bazı Kürtlere göre ‘kahraman’, kimi Kürt aydınına göre ‘iblis’, Dersimli Kürtlere göre ‘hain’, Alevilere göre ‘cellat’, Doğulu şeyhlere/şıhlara göre ise ‘Mevlana Hâkimüddin’ idi. Sünni Kürtleri, Alevi Türkmen Safevilerin kılıcından Osmanlı’yla ittifak yaparak kurtaran İdris-i Bitlisi gerçekte kimdi? Türkleri nasıl Kürtleştirdi?( …) Selçuklular-Kürtler ilişkisi inişli çıkışlı oldu. Taraflar birbirinden pek hazzetmedi. Kürtler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Dulkadiroğlu gibi Türk beylikleri himayesinde de pek mutlu olmadılar. Kürtler, en çok Osmanlılar döneminde rahat ettiler. Bunu sağlayan kişi ise İdris-i Bitlisi idi…”

Nitekim onu savunanlar da İdris-i Bitlisi’nin bu özelliğini teyit ediyorlar:
Bitlisli M. Törehan Serdar “Mevlâna Hakîmüddin İdris-i Bitlisî” kitabında şöyle diyor: “İdris-i Bitlisî, Yavuz Sultan Selîm gibi tâvizsiz bir cihan pâdişahının dostluk ve güvenini kazanmış büyük bir şahsiyettir. Şah İsmail’in inanç ve siyaset olarak ortaya koyduğu tehlikeyi Yavuz Sultan Selim gibi İdris-i Bitlisî de önceden fark etmiş, bu iki büyük siyasi güç arasındaki hâkimiyet mücadelesinin çekişme sahasındaki 25 Kürt beyinin kendi rızalarıyla Osmanlı’ya bağlanmalarını sağlamış, böylece Anadolu’daki Müslüman Türk Birliği daha fazla tehlikeye girmeden, İdris’in ilmî ve siyasî yol göstericiliği sayesinde sağlanmıştır.”

Yazar Şakir Epözdemir ise “1514 Amasya Antlaşması : Kürt Osmanlı İttifakı ve Mevlana İdris-i Bitlisi” kitabında dönemi şöyle resmeder: “XVI. yüzyılın başında Kürtler tek bir yönetim ve tek bir statü ile idare edilmiyordu. Doksana yakın küçüklü büyüklü bağımsız yönetim ve egemenlikleri vardı. Türk tarih tezi savunucularının aksine, “Çaldıran Savaşı’ndan sonra Doğu Anadolu Osmanlılara katılmış” değildir. Bölgeye egemen olan Kürt beylikleridir. Amasya Antlaşması,1514’te Osmanlı Sultam Selim Han ile sayıları yirmiyi geçen Kürt emirleri arasında, yani Osmanlı İmparatorluğu ile bağımsız yaşayan Kürdistan Emirlikleri arasında yapılmış zaruri ve gönüllü bir ittifak sözleşmesidir. Bu antlaşmaya iki taraf da 300 yıl sadık kalmıştır” diyor…

Necdet Saraç/Yurt

İdris-i Bitlisi ne yapmıştı?(yazı dizisi 2)

İdris-i Bitlisi’nin rolü (yazı dizisi 3)

Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: