İRTİCAYI TAKİP SUÇ DEĞİL GÖREV

Devletin irticayla mücadele kapsamında çalışma yapmasının suç olmasının tartışıldığı son günlerde AKP’ye kapatma davası soruşturmasında görev alan savcılardan YARGISEN Genel Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu sorularımızı cevapladı. Eminağaoğlu, AKP’nin ulus ortak paydasını benimsememe iradesini gösterdiği görüşünde...

Aynı zamanda 34. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi olan Eminağaoğlu’yla Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’ndaki odasında görüştük…

Tayyip Erdoğan’ın da bilgisi dahilinde Genelkurmay Başkanlığı’nca irticai faaliyetlere karşı oluşturulan internet siteleri dava konusu oldu. İddianameyi hazırlayan savcı, bu internet sitelerinin suç unsuru olduğunu öne sürdü. Bu siteleri oluşturmak ya da yönetmek suç mudur?

Peşinen yaratılan algı, bu sitelerin kurulmasının suç olduğu… Ama bu sitelerin hangi tarihte kurulduğuna bakmak lazım. Daha önce Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) irticayla mücadele bir iç tehdit olarak benimsenmiş; bu çerçevede de uygulama ve işlemler yapılmış. Türkiye nedense belleğini bu yönüyle kaybetmiş durumda. İrticayla mücadele 2009’a kadar MGK’nın gündemindeydi. Dolayısıyla hem siyasi hem de askeri kanadın yer aldığı MGK’da irticayla mücadele için çalışmalar yapıldığı ve iç tehdit olarak benimsendiği biliniyor. 2009 yılında irticayla mücadele iç tehdit olmaktan çıkarıldı. MGK’nın kararlarından hareketle siyasi iktidarın bilgisi ve içeriğine vakıf olduğu bir biçimde irticayla mücadele için bu siteler kurulmuş olabilir. Siyasi iktidarın bilgisi olmadığını söylemek mümkün değil. Andıç da internet sitelerinin uygulamalarından bir tanesi denilebilir.

Devletin irticai örgütlenmelere karşı önlem almak asli görevi değil midir?

Anayasa’nın 2. maddesinde laik bir hukuk devleti olduğu belirtiliyorsa ve niteliğinin değişmezliği ortaya konuluyorsa elbette devlet, Cumhuriyet’in bu niteliğini korumak için saldırıları bertaraf etmek, toplumu aydınlatmak, bilgilendirmek için üzerine düşen her görevi yapmak zorunda. Bu noktada görevli birimler, Milli Eğitim’den başlayarak bir çok birimdir. MGK da, bu çerçevede bir iç tehdit unsuru olarak görev aldığından bu kapsamda TSK da görevdedir. TSK’ya laiklikle ilgili bir konuda görev verilmesi doğru mudur? Bu ayrı bir tartışma konusudur ama o süreçteki mevzuat ve uygulama TSK’yı o olayın içerisine siyasi iktidarın bilgisi dahilinde sokmuştur. Ve devletin de irticayla mücadele etmek elbette görevidir. O sitelere bugün girip bakarsanız irticayla mücadele ile ilgili o sitelerin faal olduğunu ancak Türkiye’de böyle bir tehdit olmadığını sitelerin içeriklerinde görürsünüz.

Ergenekon davalarında da ‘Ulusalcılığın terör kapsamına alındığını görüyoruz. İrticai faaliyetler 2009’da iç tehdit olmaktan çıkıyor. Bu iki konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İkisi birbiriyle bağlantılı… İrtica iç tehdit olmaktan çıkıyorsa, Anayasa’ya göre ulusal bütünlüğe yönelen eylemlerin irtica ile mücadeleyi suç olmanın ötesinde idari uygulamalarında bile meşru gösteren bir siyasi iktidar aynı çerçevede ulus ortak paydasını benimsememe iradesini ortaya koyuyor. Anayasa’da ifadesini bulan ‘Ulus ortak paydasını korumama iradesi’ni yansıttığı için bir yerde de siyasi iktidarın bakışı doğrultusunda o ulusal bütünlük suç olarak ya da giderek terör eylemi gibi nitelenerek karşımıza çıkıyor. Uludere olayında bunun yansımasını gördük. Siyasi iradenin orada halk ile devleti karşı karşıya getiren ve ulusal bütünlüğün tartışma konusu olduğu bir olayda ne kadar kayıtsız davrandığını ve Uludere Kaymakamı’nın olay yerine korumasız gönderilmesini, o reflekste, o duygusal atmosfer içerisinde böyle bir saldırı ortamının göre göre içerisine düşmesini gördük.

‘Sorgulanamayan iktidar yaratma arzusu’

AKP’ye kapatma davası açmak, soruşturma yürütmek suç mudur?

Mevcut soruşturma ve yargılamanın geldiği boyut itibariyle bakıyoruz ki iktidar partisi üzerine hukuksal yollarla gitmek dahi Türkiye’de suç olarak görülür olmuştur. Anayasa’ya bakıyorsunuz Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı organlarını bile bağladığı yazıyor. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar özel yetkili yargıçları dahi bağlamasına rağmen, iktidar partisi üzerine yasal yollarla dahi gitmek, gidenlerin sorgulanmasına, soruşturulmasına veya çeşitli hukuksal yollar veya yargı organları üzerinden rahatsız edilmelerine yol açmaktadır.

Bu Türkiye’de sorgulanamayan bir iktidar yaratma arzusunu ortaya koymaktadır. Yargı organları ve mahkemeler bu süreçte kullanılan organlar haline geitirlmiştir. İktidar kendi hukukunu yaratmıştır. İktidar, yaratmış olduğu kendi hukukunu yargı organları üzerinden uygulamaktadır, uygulatmaktadır.

Ergenekon davasına bakan İstanbul Özel Görevli 13. Ağır Ceza Mahkemesi AKP’ye kapatma davası açan savcıları isimlerini istemişti. Bir mahkeme neden savcıların isimleri istedi? Buna neden gerek duydu? Mahkeme savcıların görevini de mi terör faaliyeti içinde gördü?

O soruşturma hiçbir kurala bağlı olmaksızın ortaya koyan somut örneklerden bir tanesidir. Herhangi bir kuralla ya da hukukla bunu açıklamak söz konusu değildir. Yapılan işleme Yargıtay’ın cevap vermesi, ayrı bir mahkemenin istek yazısının ne kadar hukuka aykırılığı söz konusuysa, Yargıtay’ın da yeni dönemde buna cevap vermesi aynı derecede eleştirilmesi gereken bir konudur. Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra bu konunun üzerine gidilmesi, burada siyasi iktidar ekseninde yargı üzerinden belli siyasi iktidarın beklentileri doğrultusunda oyunların oynanmaya çalışılmasıdır. Yargı üzerinden yürütülen bir süreçtir.

Aydınlık Gazetesi

Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: