NİHAT GENÇ: HALAMIN TORUNUNU DA TUTUKLADILAR

İşçi Partisi ve Ulusal Kanal’a iktidarın artık kan davasına dönmüş bitmeyen saldırıları sürüyor ve son baskında bir çok yönetici yine tutuklanarak içeri atıldı.. Tutuklananlardan İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel, halamın torunudur. Büyük dedemizi köyümüzden bir Ermeni Ruslar’ın Trabzon’a girdiği haberini alır almaz camii önünde sırtına kaya parçası saplayarak öldürdü.. Maçka ilçesi Sarıkamış ve Kafkasya Cephesi’nde verdiği şehitlerle hüzünlü onlarca türküye konu oldu..
Köyümüz Maçka’nın girişindeki tünelin hemen üstündeki Hacevera yeni adıyla Yeşilyurt’tur, Bedri Rahmi, Sabahattin Eyüboğlu ve TÖB-DER’ün efsanevi genel başkanı Gültekin Gazioğlu da aynı köylüdür ve aynı sülaledeniz.. Köyümüzün şöhreti Cumhuriyetin ilk yıllarında gençlerinin öğretmen okullarında okumasıyla başlar. Ancak Trabzon Maçka’yı geniş kitleler Erkan Ocaklı ve Volkan Konak’la tanır. Son yıllarda Nasreddin Hoca’yla ilgili en çok belgeyi elinde bulunduran Mustafa Duman’ın Nasreddin Hoca kitabıyla yakaladığı şöhreti de mutlaka saymalıyız.. Sunay Akın’dan Özkan Sümer’ine İslam’ın Yumruğu namıyla boksör Cemal Kamacı’sına kadar bir çok şöhretli isim.. Hepsinin özelliği kendisiyle alay edilmekten hoşlanan ama hor göreni asla affetmeyen bir karakterleri oldu.. Ört bas etmeyi sevmezler, ağızlarındaki acı salyayı yutkunmayı değil karşısındaki surata tükürmeyi tercih ettikleri için hayatları sürgünde hapiste kavgada ve ölümcül siyasi iddialar içinde geçti..
Ya Doğu Perinçek’in oğlu Mehmet Perinçek, yaşı otuz var yok, işte elimde Türk-Rus Diplomasisinden Gizli Sayfalar kitabı.. Bu genç yaşta bu denli yüksek değerde akademik bir kitap yazmak kime nasip olmuş.. Üstelik çoktan her yönüyle yazılmış İstiklal Savaşı’nın yazılmamış çok önemli boşluklarını arşivlerden bulup çıkartmak olacak şey değil..

Kitabı okuduğunuzda gençlere şöyle seslenmek istiyorsunuz, bakın gençler, genç bir bilim adamı nasıl olunur, alın kitabı, temkinli cümlelere, titiz kılı kırk yaran dip notlara, hiç kullanılmamış belgelerin varlığına ve haddini ve ölçüsünü bilen değerlendirmelere baştan sona bakın..

Bir de şöyle sormak istiyorum, Fethullah Gülen Hoca’nın yüzbinlerce müridi var ve çoğu yurtdışında ya da en iyi okullarda okumuş iddiasındalar. Jşte size bir iddiada bulunuyorum, bu yüzbinlerce doktor doçentten bir ricam var, içlerinden tek bir tanesi bugüne kadar yazdığı en iyi kitabı çıkartsınlar, bakalım Doğu Perinçek’in tek oğlu Mehmet Perinçek’in bu kitabının bilimsel düzeyiyle yarışabilir mi?
Onbeş yıl kadar önce Doğu Perinçek’in köyünü Erzincan (Eğin) Kemaliye’de ziyaret ettim, o gün yazmıştım, Erkan Önsel’le Doğu Perinçek’i yan yana getiren duygu, ikisinin de köyleri masallardaki gibi mucizevi rüya kadar güzel..

İnsanların bir de doğdukları köylerine bakacaksınız, insanı delirmiş bir vatanseverliğin içine sürükleyen şey, çocuklukta kalmış o bir daha ulaşılamayan rüya mı?

19. yüzyıla kadar Osmanlı toprağı padişahın ‘mülküydü’, Namık Kemal ünlü piyesiyle ‘vatan’ kavramını memlekete tanıştırınca ünlü tarihçimiz Cevdet Paşa söylemişti, Mehmetçik’e vatan demeyin, vatan dediğinde Mehmetçik ‘köyünü’ anlar, çok hüzünlenir.
Çok doğru, vatan bizim köyümüz yani rüyamız..

18. yüzyıla girerken Anadolu köyleri bitmeyen Rus savaşlarına asker göndermekten yorulmuyor bitmiyordu, sonra Napolyon Mısır’a girdi sonra Yunanistan elimizden çıktı, sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (manevi) oğlu İbrahim Paşa Anadolu içlerine Kütahya’ya kadar sefer düzenledi..
İbrahim Paşa’nın elini kolunu sallayarak Anadolu içlerinde hükümdarlık sürmesi Anadolu’nun Osmanlı’ya karşı itimadını sadakatını güvenini sarstı, şu meşhur Efelik, eşkiyalık o günlerde hortladı, şu meşhur Bedirhan’la başlayan Kürt isyanları işte bu siyasi boşlukta doğdu..
İşte II. Mahmut’un asıp keserek sert reformlar yapması Anadolu’nun boşluğuna saplanmış bu güvensizlik hançerini çıkartmak içindi…

Anadolu’nun kendine yeniden güvenmesi Çanakkale ve İstiklal Savaşıyla başlar, ancak çok geçmez, Anadolu içlerine bu sefer Mısır’ın İbrahim Paşası değil Amerika’nın ‘paşaları’ cemaatlerle işbirliğiyle girer..

Köylerinizde koyun inek sığır ot kalmaz, pancarınızın peynirinizin üzümünüzün incirinizin buğdayınızın yaylalarınızın köylerinizin bir değeri kalmaz, derelerinizin her birinde yedi sekiz tane santral, siyanürler, müteahhitler, satın alınan oylar, Vahdettin’in İngiliz mandası gider yerine Amerikan mandası bir siyasi işgal gelir..

İşte Arap coğrafyasında iç savaşlar ihtilaller izliyorsunuz, diktatörlerin köleleştirdiği Arap halkları bugün, bir kurtuluş savaşı değil sadece ‘sahiplerini’ değiştiriyor..

1800 yılların başında Simon Bolivar’a da teklif edilmişti bağımsızlık mı ‘sahiblerimizi’ değiştirmek mi, Mustafa Kemal’e de teklif edilmişti, kurtulmak için sahip değiştirelim, Gandhi’den de İngilizler’in isteği yarı bağımsızlıkta anlaşalım teklifi..

İşte İkibinli yıllara geldik dayandık, Stalinden’den Mao’ya büyük büyük, Saddam’dan Mübarek’e Kaddafi’ye küçük küçük yüzlerce irili ufaklı ‘diktatörlükler’ tarihten siliniyor.
Üç adam kaldı tarihte hiçbir atom bombası hiçbir siyasi kumpasın değiştiremeyeceği, bir Bolivar, iki Mustafa Kemal, üç Gandhi..

Eskiler ‘katarakt’ demez ‘gözüne boz indi’ derlerdi, Anadolu’nun önce köylerine sonra halkının sonra medyasının gözlerine ‘boz’ indi…

Bu ‘körlüğün’ ne anlama geldiğini hani siz de çocukken izlemişsinizdir Uzay Yolu ve bir Kaptan Kirk vardı, uzaylı canavarlarla karşılaşırlar ve uzaylıların acımasızlığı karşısında afallayıp çaresizleşirler, sonunda Kaptan Kirk bu uzaylılarda ‘duygu körlüğü’ olduğu için canavarlıklarının farkında olmadığını anlar…

Köy, memleket, toprak, anne, baba, dirlik, bağımsızlık, çocuklarınız, bu duyguların hiç öğretilmediği cemaatler ajanlar içinde yaşıyorsa, olup biten vahşete şaşmamak gerek, çünkü üstümüze sürülen zalimler gaddarlıklarının dahi farkında olmayan ‘körler’.
Böyle, ama yakın tarihimiz bir ‘kör’den daha bahseder, Aşık Veysel’in de gözlerine küçük yaşta boz inmişti, hepimizi hala ağlatan hüzünlü türküler söyledi bir ömür, çünkü Veysel’in bildiği gördüğü tattığı ve unutmadığı tek şey, doğduğu köydü..
Halamın oğlu Erkan Önsel, ne diyeyim, geçmiş olsun, içimizde en temiz rüyamız, köyümüzün savaşı bu, dün Kafkasya Sarıkamış cephesine bugün Silivri’ye, giden gelmiyor acep nedendir?

Nihat Genç

Odatv.com

Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: