SİLİVRİ NOTLARI II

“Terörle mücadele” değil terörün kaynağı bunlar!
Kamuoyunda “Islak İmza” olarak bilinen davanın en önemli kanıtı olarak kabul edilen “İrtica ile mücadele eylem planı” denilen sahte belgeyi, Avukat Serdar Öztürk’ün bürosuna yerleştiren Emniyet TEM Şube polisleri isim isim belirlendi. Böylece birinci Ergenekon davasında sanık Bedirhan Şinal’ın Cumhuriyet gazetesine molotof atması için kendisini yönlendiren polisleri açıklamasından sonra bir polis ekibi daha açığa çıkarılmış oldu.
Bilindiği gibi geçen hafta “İnternet Andıcı” denilen dava ile “Islak İmza” davası birleştirildi. 7’si general 14 sanık hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Birleştirilen davanın ilk duruşması 12 Eylül’de görülecek. Şimdilik “Andıcı”nı bir yana bırakalım, “Islak İmza”ya bakalım.
Davanın 2 Ağustos 2011 günlü 22. duruşmasında Dursun Çiçek ve Deniz Yıldırım’la birlikte üç tutuklu sanıktan biri olan Avukat Serdar Öztürk’ün önemli açıklamaları medyanın dikkatini çekmedi. Oysa Öztürk, bir sahte belgeyle bu tertibin nasıl düzenlendiğini ayrıntılarıyla açıkladı. Bakın bu tertip nasıl kotarıldı.

Pusuya düşen bırakılmaz
7 Ocak 2009 günü Emekli Albay Levent Göktaş’ın Ankara’daki avukatlık bürosu, TEM tarafından arandı. Göktaş gözaltına alınarak İstanbul’a götürüldü, dört gün İstanbul Emniyeti’nde kaldıktan sonra tutuklandı.
“Silahlı Kuvvetlerde bir kültür vardır. Pusuya düşen tim terk edilip, bırakılıp gidilmez. Pusuya düşen arkadaşını ve Silahlı Kuvvetler mensubunu bırakıp gitmek şerefsizliktir.”
Böyle düşünen Serdar Öztürk bunun gereğini yaptı. Silah arkadaşı, komutanı ve hukukçu meslektaşı Levent Göktaş’ı yalnız bırakmadı. Daha ilk gününden onun avukatı oldu. Soruşturmadaki hukuksuzluğu açığa çıkarmaya çalıştı. Göktaş’ın bürosuna o ünlü “51 No’lu DVD”nin nasıl yerleştirildiğini ve nasıl “bulunduğunu” kanıtladı. Soruşturmayı yürüten savcılara ve polislere karşı bir hukuk mücadelesi verdi, suç duyurularında bulundu. “Serdar, polislerle fazla uğraşmasın” uyarıları aldı ve hedef haline geldi.

Ankara dışındayken arama
3 Haziran 2009’u 4 Haziran’a bağlayan gece bazı esrarengiz kişiler Serdar Öztürk’ün Ankara Bestekâr sokaktaki avukatlık bürosuna geldiler. Kapıyı açmak zor değildi. Büroda çalışan avukatların tümünde ana anahtar olmadığı için kapının asıl kilidi kapatılmıyordu. Bir rastlantı olacak, binanın kapıcısı yalnızca o gün için karısını memleketine göndermişti. Binaya gece yarısı birilerinin girip girmediğini de duymamıştı.
Avukat Öztürk 2- 6 Haziran günleri arasında Ankara dışındaydı. Birileri Öztürk’ün Ankara dışında olmasını beklemişti. Zaten Öztürk “teknik takip” altındaydı, telefonları dinleniyordu. Kent dışına çıkacağını telefonda birçok kez söylemişti.
Serdar Öztürk 2 Haziran 2009 günü 18.10 uçağıyla Antalya’ya gitti. 3 Haziran günü Öztürk’le ilgili arama kararı İstanbul’da çıkarıldı. Aynı gün saat 23.32’de karar Ankara TEM’e fakslandı. 4 Haziran sabahı Öztürk’ün bürosu arandı. Masasının üzerinde müvekkili Levent Göktaş’la ilgili klasörün içinden 4 sayfalık “İrtica ile mücadele eylem planı” ile bir sayfalık “İzmir’de yardım edeceklerin listesi” çıktı. Büronun bir başka odasında bir dolapta da tomar halinde bırakılmış Genelkurmay belgeleri bulundu.

HTS kayıtları tertibi gösterdi
Serdar Öztürk, kendisine ait olmayan bu belgelerin, arama kararının Ankara’ya fakslandığı saat 23.32 ile 05.00 arasında bürosuna yerleştirildiğini düşünüyor. Belgeleri yerleştirenlerle, bulanlar arasında bir işbirliği olduğu kanısında. Çünkü aramayı yapan TEM Şube polisleri nerede, ne bulacaklarını bilir gibi davranıyorlar. Arama sırasında yapılan kamera kayıtları böyle bir görüntü veriyor.
Ergenekon savcılarının sanıkların lehine olan delilleri de toplamak gibi bir alışkanlıkları bulunmuyor. Bu yüzden Öztürk, İstanbul ve Ankara TEM şubelerinin sağ terör büro amirliklerinde görevli personel hakkında bir suç duyurusunda bulunuyor. Bu personelin cep telefonlarına ait HTS ve sinyal kayıtlarını talep ediyor. 3 Haziran gecesi saat 23.32’den sabah 05.00’a kadar bu telefonlar hangi baz istasyonlarından sinyal veriyor? Bu saatler arasında hangi numaralarla görüşüyorlar? Görüştükleri telefonlar nereden sinyal veriyor?

İsim isim belirlendiler
Öztürk’ün talebine aylar sonra yanıt geldi. İletişim tespit tutanakları Öztürk’ün iddialarını doğruladı. Öztürk’ün talep ettiği saatlerde bürosunun bulunduğu Bestekâr sokaktaki baz istasyonundan telefonları sinyal veren TEM polisleri belirlendi. Bu kişilerin telefonla görüştükleri ve sonradan –gene HTS kayıtlarına göre- bir araya geldikleri saptandı. Belgeleri yerleştirenler ile birkaç saat sonra “elleriyle koymuş gibi” bulacak olanlar aynı baz istasyonundan sinyal verir olmuşlardı!
Serdar Öztürk’ün ortaya çıkardığı fotoğraf böyle. “İnternet Andıcı” ile birleştirilen davanın duruşması 12 Eylül’de. 27 aydır tutuklu olan Öztürk, o gün fotoğraftaki şahısların kimliklerini açıklayacak.

Yaşar Müjdeci’nin adı hangi listede var?
Avukat Serdar Öztürk’ün bürosunda bulunan sözde belgelerden biri de bir sayfalık “İzmir’de yardımcı olacaklar” listesi. Serdar Öztürk bunu şöyle anlatıyor:
“… Bir belge daha. Bize İzmir ve civarında her konuda yardımcı olacaklar listesi. Yaşar Müjdeci’den başlıyor, Belgütan Varımlı’ya kadar bir sürü isim var. Hiçbirisini tanımıyorum. Ama numaralarını aldım. İzmir’e gidince yardım isteyeceğim. Neye yardım edeceklerse.” (Av. Serdar Öztürk, “AKP ve Gülen’i Kurtarma Planı”, Togan Yayınları, Nisan 2011).

Koşaner Orduevinde nasıl karşılanacak?

Bir gelenektir, bir terbiyedir. Harp Okulu’ndan bir yıl önce mezun olmuş bir subay, emekli de olsa bir sonraki devrenin komutanıdır. Ona “Komutanım” diye hitap edilir. Saygıda kusur edilmez. Hele onun birliğinde, emri altında görev yapmışsan bu saygı ölene kadar devam eder. Harp Okulu’nda öğretilen terbiye böyledir.
YAŞ öncesi zehir zemberek bir açıklama ile görevinden istifa eden Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve Kuvvet Komutanları Erdal Ceylanoğlu, Eşref Uğur Yiğit ve Hasan Aksay bir orduevine girdikleri zaman nasıl karşılanacaklar? Alt devredekiler ayağa kalkacak, selam ve saygılarını gösterecekler. Birlikte görev yaptıkları silah arkadaşları masalarına gelecek, bir emirleri olup olmadığı sorulacak. Devre arkadaşları hasretle kucaklayacak vb…
Ama herkese böyle davranılmıyor! Hilmi Özkök emekliliğinin ilk dönemlerinde orduevine gittiği zaman ne ilgi ne de sevgi gösterildi. Etrafındaki sessizlik ve ilgisizlik rahatsızlık verecek kadardı. Orduevinde bu kadar soğuk karşılanan bir Genelkurmay başkanı hiç olmamıştı. Zaten o da artık bu tür yerlere uğramaz oldu!

 

Hikmet Çiçek/Aydınlık

 

Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: