AKP’NİN YENİ ANAYASA TUZAĞI NELER GETİRİYOR

12 Haziran 2011 genel seçimlerinden bu yanan AKP’nin yeni anayasayla ilgili çalışmaları ve çizgileri, sanki basın haber yakalıyormuş gibi ara ara gösterilip, parça parça topluma şırınga ediliyor. Böylece bir yandan, fazla önemsenmese de tepkiler görülürken, diğer yandan da toplum, “dönüşüm projesine” alıştırılıyor. Bir başka alıştırma ise 1982 Anayasası’nın değiştirilmesi gerektiğinden öte, “ancak AKP tarafından, AKP ölçütleriyle” değiştirilebileceği savına oturtuluyor ve tuzak kuruluyor.

1982 Anayasa’sının birçok maddesinin, geçmiş 30 yıla yakın sürede çeşitli siyasal yönetimlerce değiştirildiği biliniyor. AKP’nin yapmak istediği, tümüyle değiştirme… Aslında büyük prova 2007’de Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki Bilim Kurulu’na hazırlattırılan Anayasa önerisiyle yapılmıştı. O girişimden sonuç alınamayınca, parçacı uygulamaya geçildi ve ilk ciddi uygulamalar da 2007 ve 2010 Anayasa değişiklikleriyle yapıldı. Her değişiklik, meşrulaştırılmak uğruna, “kimsenin evet demediği 12 Eylül darbe Anayasası’na hayır” tuzağı kurularak yapıldı.

Sorun, darbe ya da uydu anayasasına hayır demekte değil, hangi katılımla ve ilkelerle nasıl bir anayasa yapılacağında; yapılacak anayasanın kimlere hizmet edeceğinde… AKP’nin çözümü “AKP katılımı ve ilkelerine” uyumun sorunu çözeceği doğrultusunda, bunda da, her şeye karşın, istediğini elde etti. Olsa da olmasa da fark etmez, kimi dolgu maddelerle göz boyanarak, emekçilerin hakları budandı, temel hak ve özgürlüklerin ve eşitliğin içi boşaltıldı, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelendi, devletin yapısı ve yargı denetimi istenildiği gibi dönüştürüldü, Türkiye’nin uyduluğu benimsenerek, para havuzunu dolduranların önü açıldı.

Şimdi, öncelikle vitrine çıkardığı iki ölçüt var; birincisi “yeni anayasanın halkoyuna götürülmeden kabulü”, ikincisi ise kendi dönemlerinde yani 2002’den sonra yapılan değişikliklere, özellikle de “emekçi haklarının budanmasına”, “Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine” ve “yargıda yapılan dönüşüme” dokunulmaması…

Halkoyuna götürmeme, yalnızca başarısızlık korkusuyla açıklanamaz. Böyle bir yol kazası, doğaldır ki, istenmez. Güce güç katma, çoğulculuk yerine çoğunluğu benimsetme, mevcut milletvekili sayısı ile 367 milletvekili arasındaki farkı da yanına çekerek muhalefeti kırma ya da başka siyasal ve teknik nedenler de etkileyicidir.

Ancak bu biçim tartışması özü kaçırmamalıdır. Öz ise, yargısı güdümlenmiş, yasaması çoğunluğa teslim olmuş, kuvvetler ayrığı yerine çoğunluğun gücüne dayalı, lidere bağlı tek partili, kendinden menkul “sözde demokratik” bir İslamî sistem. Başkanlık, yarı başkanlık ya da başkası fark etmez. Herkesin ve her şeyin kurum ve kurallarıyla iktidarın emrinde olduğu, emperyalizmin ve kapitalizmin tüm tahakkümünü içselleştiren ve koruyan, içerde de aynı içselleştirmenin tarafları ve yandaşlarıyla uyumlu, kendinden olmayanlara karşı “otoriter”, etnik farklılıkla soslanmış, ılımlı İslam ile yoğrulmuş, tarikatları kapitalizm çemberi içinde birleştirmiş, insanı yalnızca iktidarın varlığı için var sayan bir sistem.

Uzağa gitmeye gerek yok, hukukun ve yargının ne duruma düşürüldüğü ortada; kimilerine açık, kimilerine kapalı… Yetmez ama evetçiler, destekçi liberaller, geç kaldılar ya, yavaş da olsa gerçeği görmeye, gün gelip kendilerinin de seslerinin kısılacağı endişesini taşımaya başladılar. Ilımlı İslamın, emperyalizm ve kapitalizm ile uyumlu İslam olduğunu anladılar mı zaman gösterecek.

Sevgili Bülent Serim’in ayrıntılı olarak anlattığı gibi (Aydınlık Gazetesi, 8.8.2011) “bu (kurulu) Meclis yeni anayasa yapamaz” da, AKP’ye göre hava hoş, hedefe ulaşmada her yol mubah; demokratik hukuk devleti ve yargı denetimi ise hedefe ulaşmaya hizmet etmeye yarar; hukuk topluma hizmet etmez, toplum kendilerinin yarattığı hukuka uyar.

Herkesin içinde olduğu, toplum gerçeklerine uygun, yasakçı olmayan, otoriteye geçit vermeyen, özgürlüğü eşitlikle birlikte yoğuran bir anayasaya doğal olarak “evet”. Demokratik, lâik ve sosyal hukuk devletinin tüm gereklerini karşılayan, özgürlükçü ve adaletli bir hukuk düzenini kuran ve koruyan, her türlü sömürüye kapalı, aydınlığa açık bir anayasa için kalemler ellere alındığında, katılımcı düşünceler o kadar güzel ve anlamlı dökülmeye başlar ki, AKP’nin önerdiği ölçütler yolda kalır. Toplumsal gerçekçiliğin temel ilke ve ölçütlerinin, zenginleştirilerek genişletileceği bilinmekle birlikte, AKP’nin ölçütlerine göndermeyle, şimdilik iki örnek vermekle yetinelim: birincisi, emekçilerin haklarını sınırsızca koruyan; ikincisi, 1982 Anayasası ile getirilen ve 2011 Anayasa değişikliğiyle pekiştirilen “bağımlı yargıyı”, “tam bağımsız” hale getirerek toplumsal denetimin önünü açan bir anayasa…

12 Eylül ürünü Anayasa’nın, askeri darbenin çok ötesinde, neoliberalizmin militarist destekli Anayasası olduğunu, şimdilerde yapılmak istenilenin bu Anayasa’yı uyumlu İslama adapte etmek olduğunu görmeden, iktidarın yönlendirdiği yeni anayasa çalışmalarının tuzaklarla dolu olduğu da görülemez.

Öncelikle bilinmesi gereken, anayasanın, AKP’nin tekelinde olmadığıdır. Bağımsız bir ulusun anayasası emperyalizmin ya da kapitalizmin güdümünde de olmamalıdır. Sömürenin anayasasında, sömürülenin izleri dahi bulunmaz.

Herakleitos’un deyişiyle, nehrin aynı suyunda iki kere yıkanılmaz. Anayasa değişikliğinde ya da yeni anayasa yapımında da aynı tuzağa iki kere düşülmemelidir.

Ali Rıza Aydın

Odatv.com

Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: