DENİZ FENERİ TİYATRO MU?

Türkiye’de yıllar sonra nihayet Deniz Feneri operasyonu başladı. Türkiye’deyken gurbetçileri dolandıran tarikatçı holdingleri ilk haber yapan gazeteci ekibinin içinde ben de vardım. Aydınlık Dergisi’ne hazırladığımız kapak haberin başlığı: “Tarikatçı holdingler, gurbetçiyi dolandırıp paraları AKP’ye aktardı” şeklindeydi. Emcet Olcaytu ve benim imzamla yayınlanan kapak haberine hiç kimseden itiraz gelmedi. Haberlerimiz sorgulara konu oldu ama hiçbir makamdan yalanlama olmadı. Deniz Feneri olayı ise daha da berbat. Holdinglere para verenler en azından kazanç amacıyla para vermişlerdi ama Deniz Feneri e.v’ye para verenler Allah rızası için para vermişti. Operasyon Almanya’da yapıldı ama Türkiye’de görmezden gelindi. Almanya bastırınca Türkiye’den savcılar devreye girdi ve Almanya’ya gitti. Frankfurt’ta Galus yakınlarındaki bir hotelde kalıp araştırmalar yaptılar, gazeteciler ve olayı bilenlerle konuştular. Resmi belgeler toplandı. Sonuçta bir operasyon başladı.

SADECE PARA TRANSFERİ Mİ?

Zahid Akman ve Zekeriya Karaman gibi isimlerin tutuklanması önemli bir gelişme. Tutuklama kararı ise kafamızda bazı soru işaretleri doğurdu. Karar da “nitelikli dolandırıcılık ve usülsüz para transferi” tutuklama gerekçesi olarak gösteriliyor. Tutuklama kararını televizyonda izledikten sonra notlarıma baktım ama yetinmedim ve hemen konuyu gazeteciler içinde en iyi bilen İrfan Ergi’ye bir mektup yolladım. Almanya’daki suçlamalar neydi? Diye tekrar sordum. Gazeteci dostum İrfan cevap olarak şunları yazdı: “Almanya’da teşekkül halinde dolandırıcılık, emniyeti suistimal, dernekler yasasını ihlal, tüzüğe göre yardım amaçlı kullanılması zorunlu paraları amaç dışı kullanma, yasadışı para transferi…” Dikkat ederseniz “yasadışı para transferi” son madde, birinci suç “teşekkül halinde dolandırıcılık.” Bugünlerde sıkça duyduğumuz “örgütlü suç.” Bu durumda davaya özel yetkili makamlar bakmak durumunda değil mi? Dahası soruşturma özel yetkili hukukun alanına girmiyor mu? Tabi savcı iddianamesini henüz açıklamadı yani iddianame de Türkiye’deki yargılanmanın da örgütlü suç kapsamında olması muhtemeldir ama bizim işimiz gözümüze çarpan bir ayrıntıyı hatırlamak.

ALMANYA’YLA TÜRKİYE’DEKİ CEZA FARKI

Okurlarımız içinde merak edenler olabilir. Deniz Feneri e.v davasından mahkum olan bir numaralı sanık Mehmet Gürhan sanırım 5 yıl hapis cezası aldı. Suçlar göz önüne alındığında cezanın az olduğu düşünülebilir malum Türkiye’de örgütlü suçlar  iddiasıyla talep edilen cezalar üç yüz beş yüz sene falan ama Almanya’da yeni bir uygulama var. Yine İrfan Ergi dostum hatırlatıyor: “Deniz Feneri davası’nda Almanya’da yaygınlaşan ‘deal’(anlaşma) yöntemi uygulandı.” Peki nedir bu “deal.” Savcılık ve savunma mahkeme sürecinin uzun sürmemesi için suçlamaların kabülü konusunda bir anlaşma yapıyor. Bu sayede mahkeme süreci uzamıyor ama mahkumiyet kararı çıkartılıp cezalar azalıyor. Türkiye’de ise durum farklı. Eğer Denez Feneri e.v davası Türkiye’de, Almanya’daki gibi “Teşekkül halinde dolandırıcılık” yani “örgütlü dolandırıcılık” olarak kabul edilirse hem cezalar farklı olacak hem örgüt yapısı ortaya çıkmak durumunda kalacak. O zaman iş nerelere uzar zaman gösterir.

Teoman Alili

ulusalkanal.com.tr

Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: