ATATÜRKÇÜLÜK NASIL YOK EDİLİYOR

Atatürkçülüğü yok etme projesi bir kez daha gündeme getirilmiştir. Bu kez aktör, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)’dır.

Bir kez daha bunu dememizin nedeni, bu projenin 2007 yılında Başbakan Erdoğan tarafından, aynı kişilere benzer bir taslak hazırlatılarak gündeme alınmış olmasıdır. Her nedense o zaman hazırlatılan taslak yasalaştırılmamış; yalnızca yargının ele geçirilebilmesi için gerekli değişiklikler yapılmakla yetinilmiştir.

Siyasal iktidarın gönlünde hep yatan ana projenin gerçekleştirilmesi de Haziran 2011 genel seçimler sonrasına bırakılmıştır. Çünkü iktidar gücünü elinde bulunduranlar, “Türk” ve “Türk Ulusu” kavramlarını çıkarmayı, Kürt kimliğini, ana dilde eğitim hakkını, yerel özerkliğe yer vermeyi, ulusal, üniter, laik Cumhuriyet’i yok etmeyi, Atatürk milliyetçiliğini silmeyi, “tek adam” yönetimi demek olan başkanlık sistemini getirmeyi hedefledikleri için, 2011 seçimlerini riske atmayı istememişlerdir.

Şimdi TÜSİAD, seçimlere 3 ay kala, siyasal iktidara destek vermektedir. TÜSİAD taslağı maddeler değil, beş başlık altında öneriler içermektedir. Taslak iki önemli temel felsefeye dayanmaktadır: (ı) Devlet değil, birey eksenli demokratik bir anayasa, (ıı) İdeolojisiz bir anayasa. (Utku Çakırözer, Cumhuriyet, 22.03.2011)

“Devlet değil birey eksenli bir anayasa” temel düşüncesini, TÜSİAD üyesi, Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner veciz biçimde şöyle anlatmıştır: “İnsanlarımızın özgürlüğü, onuru, hakları ülkenin bölünmesinden daha önemlidir; devletin kendisinden daha önemlidir”, “Türkiye’nin insanlarının mutluluğu, onuru, haysiyeti –bir kısmının değil tümünün birer birer- bir ülkenin bölünmesinden daha önemlidir”. (Cumhuriyet ve Sözcü, 23.03.2011)

Bir kez getirilen taslakla Atatürk Cumhuriyeti’nin iki ezeli düşmanı, “gericiliğin” ve “bölücülüğün” önü açılacağına göre, bu taslaktan kimlerin mutlu olacağı bellidir. Türk halkının genelinin mutluluğundan söz etmek olanaksızdır.

İkinci olarak, bu sözü söyleyenler, mutlu, huzurlu, onurlu ve özgür bireylerin varlığının, bağımsız, özgür ve uluslar arası düzlemde onurunu koruyabilen güçlü bir devletten geçtiğini bilmezden gelmektedirler. Bunu anlayabilmek için Türk Devrim Tarihini okumak yeterlidir.

Üçüncüsü, halkın mutluluğunun, onurlu olmasının, haklarına sahip çıkmasının; ekonomik kalkınmışlığın tüm halk katmanlarına adil yansıtılmasından, yoksulluğun yok edilmesinden, ulusal gelirin hakça paylaşılmasından geçtiğini de anımsamak gerekir.

Sayın Boyner, bu söylemden sonra bir de öneride bulunmakta ve “Devlet insanları mutlu etmek için vardır. Anayasa da aramızda bir sözleşmedir. Beğendiğin ülkenin sözleşmesine girersin, beğenmediğine gitmezsin, böyle bir hakkın var” (Cumhuriyet, 23.03.2011) demektedir.

Bu söylem, Sayın Abdullah Gül için “Benim Cumhurbaşkanım değil” diyen Sayın Bekir Çoşkun’a, Sayın Başbakan’ın ülke beğenmesi önerisini çağrıştırmaktadır. Bilinmelidir ki, bu ülke uğrunda ölebileceğimiz tek vatanımızdır. Çanakkale ve Kurtuluş savaşları sonrasında bize emanet edilmiştir. Bayrağımızda her bir şehidimiz ve gazimizin kanından bir damla vardır. Atatürkçüler, bir karış toprağı için varlığını feda eden yurtseverlerdir. Hiçbir yere gitmezler ve mücadelelerini sonuna kadar sürdürürler. Üstelik holding patronu olmayan yoksul halkımızın böyle bir özgürlüğünün olmadığı da ortadadır.

Gelelim, taslağın ikinci felsefi dayanağı olan “ideolojisiz anayasa” öngörüsüne. İşte bu önerme “Atatürkçülüğü yok etme” içeriği taşımaktadır.

Öncelikle vurgulamak gerekir ki, her ülke anayasası bir ideolojiye dayanır. Kurucu irade ideolojisinin temel ilkelerine anayasada yer verir ve bunları koruma altına alarak dokunulmaz kılar. Çeşitli anayasalarda bunun örneklerini görmek olanaklıdır. Türkiye Cumhuriyeti anayasalarında da, başlangıçtan beri Kurucu İradenin temel felsefesini oluşturan Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin ilkelerine yer verilmiş ve bu ilkeler değiştirilemez kılınarak korumaya alınmıştır. Bunun içindir ki 1924 Anayasası’ndan 1961, 1961 Anayasası’ndan 1982 Anayasasına geçilirken, Atatürkçü ideolojiye dayalı bu değiştirilemez ilkeler, özüne dokunulmadan, daha da ayrıntılaşıp geliştirilerek korunmuştur.

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde, “Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğu” belirtilmiş; 2. maddesinde, Türkiye Devleti’nin nitelikleri “cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve devrimci” olarak sayılmış, “Devlet dilinin Türkçe ve Başkentinin Ankara olduğu” yine bu maddede vurgulanmış; 102. maddesinde de, “Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki birinci maddenin tadil (değişiklik) ve tağyirinin (başkalama) hiçbir suretle teklif bile edilemeyeceği” kurala bağlanmıştır.

1961 Anayasası’nda da aynı düzen egemendir. 1. maddede, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”; 2. maddede, “Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”; 3. maddesinde de “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Resmi dil Türkçedir. Başkent Ankara’dır” denildikten sonra, 9. maddesiyle bu ilkeler korumaya alınmış ve “Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” denilmiştir.

Her iki anayasada da korumaya alınanın yalnızca “Devlet şekli Cumhuriyettir” yolundaki düzenleme olduğu ileri sürülüp, TÜSİAD taslağı önerisinde gerekçe olarak kullanılabilir. Ne var ki, Cumhuriyet kavramının soyut bir anlam içerdiği, Cumhuriyet’e, sahip olduğu niteliklerle somutluk kazandırılabileceği, onun için anayasa tarafından değiştirilmez kılınarak korumaya alınanın tek başına “Cumhuriyet” kavramı olmayıp, nitelikleriyle birlikte Cumhuriyet kavramı olduğu, Anayasa Mahkemesi’nce 1973 yılında kabul edilmiştir.

Bu kararın ne kadar haklı olduğunu gören Anayasa Koyucu, 1982 Anayasası’nda bu kararı gözetmiştir. Gerçekten, 1982 Anayasası’nın 1. maddesinde, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”; 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”; 3. maddesinde de, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır” düzenlemeleri getirildikten sonra, 4. maddesinde, “Anayasanın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” kuralına yer vererek Türkiye Cumhuriyeti, tüm temel nitelikleri ve esaslarıyla birlikte değiştirilemez kılınarak korumaya alınmıştır.

Kısaca, Anayasa gericiliği ve bölücülüğü yasaklayan Atatürkçü Düşünce Sistemi, bir devlet ideolojisi olarak Anayasa’da yerini almış ve değiştirilemez kılınmıştır. Bu sistem, değiştirilemez; yeni bir kurucu irade olmadığı sürece, anayasa tümden yeniden düzenlense bile bu sisteme yer verilmesi zorunludur.

TÜSİAD’ın önerisi, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyet’tir” dışındaki değiştirilemez kuralları yeni anayasaya almamayı içerdiğine göre Atatürkçülüğün temel kavram ve ilkelerinden vazgeçiyor demektir. Çünkü Atatürkçü düşünce sistemini devlet ideolojisi durumuna getiren bu nitelik, ilke ve esaslardır.

Kısaca, bu taslak, Cumhuriyeti içi boş bir kavram durumuna getirmektedir. Bunun yaratacağı sonuç, Cumhuriyet’in içinin her siyasal iktidarın kendi dünya görüşüne göre doldurulması demektir. Cumhuriyet’in hangi yönde olacağında inisiyatif siyasal iktidara verilmektedir. Siyasal iktidarın hedefi daha İslami bir yapı ise, çıkarılacak yasalarla Türkiye Devleti İslam Cumhuriyeti’ne kolaylıkla dönüştürülebilecektir. Bugün zaten bu yönde çok yol alındığı anımsanırsa, eksikliklerin de bu taslakla tamamlanacağı anlaşılır.

Atatürkçülüğü devlet ideolojisi olarak benimseyen 1924, 1961 ve 1982 anayasaları, bu tehlikeyi önlemek için, yalnızca Cumhuriyet kavramının içini doldurmakla kalmamış, soyut olan bu ilke ve niteliklerin içini de çeşitli maddelerde yer verdiği kurallarla doldurmuştur. Böylece siyasal iktidara kendi dünya görüşüne göre Cumhuriyet’le oynama olanağı vermemiştir. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliği olan laiklik ilkesi, başlangıç bölümü ile 24, 42 ve 174. maddelerde yer alan düzenlemelerle tanımlanmış, içi doldurulmuş ve sınırları belirgin biçimde çizilmiştir.

İşte tüm bu nedenlerle, TÜSİAD taslağı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri üzerinde bir oyun oynanmak istendiğini düşünüyoruz. Bize göre bu oyunun baş aktörü siyasal iktidardır. Siyasal iktidar, TÜSİAD aracılığıyla seçim öncesinde bir nabız yoklaması yapmakta, seçmenin tepkisini ölçmek istemektedir. Olası oy kaybına neden olmamak için de bunu doğrudan kendisi yapmamaktadır.

İşin en acı yanı da, “anayasa” ve “kurucu irade” kavramları ile yeni anayasanın hangi ortamda ve koşullarda yapılması gerektiğini bize öğretenlerin, diğer çok önemli etmenler bir yana, seçim barajı nedeniyle seçmen iradesinin tam yansımadığı ve yansımayacağı TBMM’nin, değişiklik bile yapamayacakken, yeni bir anayasa yapabileceğine, raporlarında yer vermeleri olmuştur. Bu olgu da, yukarıdaki görüşümüzü destekleyen bir başka kanıt olarak değerlendirilmelidir.

“Halkın mutluluğu ülkenin bölünmesinden önemlidir” sözü, “halkın isteği Atatürkçü Cumhuriyet’ten önemlidir”i çağrıştırmaktadır. Her iki görüş ya da söz de gericiliğe ve bölücülüğe çağrı çıkarmaktadır.

İşin garibi bu taslağın, AKP iktidarı döneminde türemiş ve/veya palazlanmış “Anadolu sermayesi” değil, varlığını Atatürkçü Türkiye Cumhuriyeti’ne borçlu olan “İstanbul sermayesi” tarafından hazırlatılıp kamuoyuna sunulmuş olmasıdır. Unutulmamalıdır ki, yaranmak için atılan hiçbir adım bu siyasal iktidar döneminde sonuç vermemiştir.

2003 yılından beri iktidarda bulunan siyasal zihniyetle Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl bir İslami yapıya kavuşturulmak istenildiği sürekli söylenmiş ve yazılmıştır. Ne yazık ki, “bu iktidara kredi açmak gerek”, “belki de sahiden değişmişlerdir”, “yetmez ama evet”çiler yüzünden Cumhuriyet dönülmez bir yola girmek üzeredir. Bunlardan bir kısmının, TC Merkez Bankası Başkanı’nın, Cumhurbaşkanı’nın seçimleri ve 2007 seçimlerinden sonra siyasal iktidarın tutumları yüzünden akılları başlarına gelmiştir; ama laik, üniter ve ulusal devlet yapılanmasından çok şey kaybedilmiştir.

Haziran 2011 seçimlerinde AKP’nin anayasayı tek başına yapacak güçte yeniden iktidara gelmesi durumunda, Atatürkçü rejim yanında parlamenter demokrasiye son noktanın konulacağını lütfen artık, ıskalamadan görelim. Çünkü “ben demiştim”in sonradan bir yararının olmadığını kısa geçmişte yaşananlar açıkça göstermektedir.

Bülent SERİM

(Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri)

Odatv.com

Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: