Kimler içeride kimler dışarıda?

Bir yanda gazeteciler yazıları sebebiyle “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçundan tutuklu yargılanıyor. Diğer yanda, 156 cinayetten yargılanan Hizbullah terör örgütü üyelerinden Eyüp Gümüş serbest bırakılmasının ardından kaçtığı yerden “Selametteyim” mesajları yolluyor.

Araştırma görevlisi Coşkun Musluk, Yalçın Küçük ile teması ve Oda Tv’ye yazdığı yazılar sebebiyle “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçundan tutuklu yargılanıyor. Musluk gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmasıyla sonuçlanan operasyon kapsamında içeri alındı. 156 cinayetten yargılanan Hizbullah terör örgütü üyelerinden Eyüp Gümüş, 2 ay önce serbest bırakılmasının ardından kaçtığı yerden “Selametteyim” diye mektup yolluyor. Gümüş devletin gözetimi altında “sır oldu”.

Coşkun Musluk içerde
Oda Tv yazarlarına yönelik operasyonla tutuklanarak cezaevine gönderilen ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Çoşkun Musluk, yalnızca Yalçın Küçük ile olan teması ve Oda Tv haber sitesinde çıkan yazıları sebebiyle “Ergenekon terör örgütüne üye olmak” suçuyla yargılanıyor.

Eğitim – Sen üyesi olduğu bilinen Musluk, Hegemoyadan Diktatoryaya AKP ve Liberal Muhafazakar İttifak kitabının yazarlarından biri olarak ve Türkiye ve dünya solu, Kürt sorunu, Nasırcılık ve Yön – Devrim Hareketi ve Yalçın Küçük üzerine akademik inceleme ve yayınlarıyla tanınıyor.

İşte yazdığı makale ve yazılar kanıt gösterilerek terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklu yargılanan Coşkun Musluk’un kamuoyuna seslenişi:

Basına, ODTÜ Rektörlüğü’ne ve Eğitim- Sen’e,

Değerli çalışma arkadaşlarım ve kamuoyunun değerli insanları, bu satırları sizlere Ankara ve İstanbul il emniyet müdürlüklerine ait soğuk nezarethanelerde geçirdiğim, her türlü temizlik ihtiyacı ve insan yüzünden uzak, üç tecrit gününün ardından tutuklama istemi ile sevk edildiğim mahkeme için başımda polisler ve yanımda avukatlarım bulunur halde beklerken kaleme alıyorum…

Şahsıma isnat edilen suçlamalar “iddia olunan Ergenekon terör örgütüne üye olmak” ile “halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek” olarak belirtilirken bu atılı suçlar için “somut delil” olarak önüme getirilenler ise bir tanınmış profesörle (Yalçın Küçük) ile olan dostluğum ve yasadışı olduğuna dair hiçbir emare bulunmayan bir haber sitesine (Oda-Tv) yazdığım iç ve dış politika yazıları olmuştur.

“İleri demokrasi” olarak anılan yeni rejimimizde bunlar artık “terör örgütü üyesi” olmak gibi korkunç bir suçlamayla zindanlara atılabilmek için yeterli sayılıyor.

“Kürt açılımından” söz edildiği bir zamanda akademik ilgi alanlarından biri Kürt sorunu olan ve bu konuda yayınlanmış çalışmaları olan bendeniz, bu konu üzerinde yayınlanmış köşe yazıları ve dahası bu konuyla ilgili yeni yayınlanmış kitapları temin edebilmek için yaptığı görüşmeleri nedeniyle de suçlanıyor.

Bilim insanı, içinde bulunduğu toplumun gerçeklerinden soyutlanamaz. Benim karşı karşıya bulunduğum durum, bilim insanın ve kamusal aydının kökünün kazınmasına yönelik bir hamledir.

Bu Demokles’in kılıcı, gazetecilerden yazarlara, bilim insanlarından aydınlara her birimizin başının üstünde sallanmaktadır. Benimkisi karanlıklara yollanan nice aydınlık çığlıktan yalnızca biridir.

Zindanda kaç yıl kalacağımı bilmeksizin kopardığım bu çığlığa başta değerli çalışma arkadaşlarım ve meslektaşlarım olmak üzere tüm bilim insanlarının ve tabi halkımızın duyarsız kalmayacağını ümit ediyor, sevgi ve saygılarımı yolluyorum.

Hizbullahçı dışarıda
Edip Gümüş ise 156 cinayet ve 80 yaralama olayından yargılanan Hizbullah üyesi sanıklardan biri. Hizbullah terör örgütünün kurucuları arasında yer aldığı ve halen üst düzey sorumlusu olduğu belirtilen Gümüş, örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü Beykoz operasyonunda sağ olarak ele geçirilmişti.

Yaklaşık 2 ay önce serbest bırakılmasının ardından gözden kaybolan Gümüş, bir mektup yazarak “Selametteyim” mesajı verdi.

İşte onlarca kişiyi planlayarak öldürmekten hüküm giymesine rağmen serbest bırakılan örgüt lideri Edip Gümüş’ün mektubu:


Rehberin şehadeti, gözaltına alınmamız ve akabinde köy köy, ilçe ilçe, il il yapılan operasyonlar, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıktan kaynaklanan yıkıcı ve ölçüsüz hakaret ve propaganda, gözaltındaki işkenceler, kaçırmalar, yalan ve iftiralarla teşhirler, hazırlanan fezlekeler, iddianameler ve hâkimlerin önceden belirlenmiş kararları, cezaevlerindeki taciz ve tahkirler. . . Belki başka coğrafyalardaki hareketlerin, yapıların ve cemaatlerin karşılaşmadığı bir süreç ve şartlarla karşılaştık.

Kolluk kuvvetleri, gözaltında işkenceyle beraber hakaret ederek;“Beş yıl sonra kimse Hizbullah cemaatinin isminden bile bahsetmeyecek. ‘Bir dönem böyle bir cemaat vardı’ bile demeyecekler” diyorlardı. Hesaplarını, programlarını buna göre yapıyorlardı.

Şahsım için; “Onu dışarı çıkarın, yer gösterme adı altında bir yerlere götürüp öldürün” şeklinde Gaffar Okkan’ın söylemleriyle tehdit ediyorlardı. En hafif tehditleri de; “Sen zannediyor musun ki cezaevine arkadaşlarının arasına gidip çalışmaları idare edeceksin? Dört ay sonra Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi bitiyor. Ölünceye kadar bir delikte seni tek başına bırakacağız” şeklindeydi.

Bu, sadece onların hesapları ve arzuları idi. Allah’ın hesabı ise başkaydı. Yirmi yıl boyunca, yani 1980- 2000 arası dünyevi hiçbir karşılık beklemeden sadece O’nun (cc) rızası için çalışan ve O’nun rızasının dışında bir beklentileri olmayan binlerce insanın emekleri ve umutları heba olmayacaktı.

Yine binlerce kardeşimizle çok sıkıntılı zindan sürecini yaşadık. Tek bırakıldık, Emniyet, yargı ve cezaevi idarecilerinin koordineli çalışmalarıyla cumhuriyet tarihinde örneği görülmemiş şekilde zindandan tekrar tekrar gözaltına alındık.

Ama neticede Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de ve belki de İslam coğrafyasında bizim kadar zindan sürecinden istifade eden olmamıştır. Hamd olsun Rabbimize, en güzel şekilde istifade etmeye çalıştık.

Zindanın kendine has sıkıntılarına rağmen niçin zindanda olduğumuzun bilinci ve sorumluluğu ile hareket ettik. Gelecekte dinimize ve davamıza en güzel şekilde hizmet etme inancı ile herkes kapasitesine göre istifade etmiştir elhamdulillah.

Bizim çıkmamıza gelince… Ne gözaltında ne de cezaevinde hiç bir zaman çıkmanın hesabını yapmadık. Kardeşlerimizin yanında çıkmaktan bahsetmeye bile haya ediyorduk. Eğer öncelikle kimlerin çıkabileceğinin bir listesini yapmış olsaydık, kendimizi listenin en sonuna yazacaktık herhalde.
Demek Allah-u Teâlâ’nın takdiri başkaydı.

Sözkonusu yasa ilk çıkarıldığı zaman, verilen ilk süre dolmadan bir kaç gün önce cezaevi idaresi tutuklu ve hükümlülerin listesini çıkarıyordu. O zaman yasa yürürlüğe girmiş olsaydı, şimdiden çok daha fazla kardeşimiz faydalanmış olacaktı. Mesela; Nusaybin dosyası 1 Nisan 2008 tarihinde yürürlüğe girecek olan yasadan faydalanmasın diye, 31 Mart 2008 tarihinde gece yarısına doğru bitirildi. Ancak yasa, diğer dosyadakiler istifade edemesin diye 31 Aralık 2010 tarihine ertelenmişti. Birçok dosya 1 Nisan 2008 tarihinden önce alelacele bitirildi. Zira o dönemde de Hizbullah cemaati mensuplarının faydalanacağı yaygarasını malum şer güçler çıkarmıştı.

Malum yasayla Yasal ve hukuki olarak çıkmamız gerekmesine rağmen; “Yine erteleyecekler, bizim farkımıza varsalar işi sürüncemeye bırakıp 26 Ocak’a kadar bırakmayacak ve 26 Ocak’ta jet bir kararla hükmü kesinleştirecekler” diye düşünüyor ve söylüyorduk. Zira 1990’lardan bu güne kadar yargıtaya giden dosyalarda hiç bir zaman hiç bir arkadaşın lehine karar çıkmamıştı.

Demek Allah’ın takdiri başkaydı.

Cenab-ı Allah; Yargıtay dâhil olmak üzere, İslam düşmanı bütün basın mensuplarını da kör, sağır ve dilsiz etti. Eğer basın bir hafta, bir kaç gün hatta bir gün önce bile işin farkına varıp yaygara çıkarmaya başlasaydı yine bırakılmayacaktık.

Rabbim böyle takdir etmişti. Böyle uygun görmüştü. Zindan sürecimiz bu kadar olacaktı. Rabbimin hesabı başkaydı. Çıkmamız gerekiyordu. Kâfirlere, mürtedlere, münafıklara ve tüm düşmanlarımızın düşmanlıklarına rağmen Allah’ın hükmü tecelli etti.

Ortadan çekilme meselemiz;
Hepinizin malumu olduğu üzere, dışarı çıktığımız andan itibaren bir yerden direktif verilmişçesine bizlere saldırmaya, hakaret etmeye, yargı ve hükümeti yeni arayışlara yönlendirmeye çalıştılar. İlk iki gün söylenenlerin hesabını yapmadık. Ne zaman ki hükümet yetkilileri“Şu anda bile yargı istese bu işi bir saatte halleder” deyince, bizi yakalayacakları kanaati hâsıl oldu. Aksi halde nur yüzlü genç kardeşler ve yıllardır Allah’ın dini ve davası uğrunda çile çekmiş ağabeylerle kucaklaşmaya, çok kısa süreli olmasına rağmen ağabeylerimizi ve kardeşlerimizi görmeye devam edecektik.

Bu süreçte birçok şey konuşuldu, söylendi ve yazıldı.

İkibin öncesinde kendimizi söyleme, anlatma ve yazma ortamımız olmadığı için İslam’ın ve Müslümanların düşmanlarına cevap veremiyorduk.
Hamd olsun Rabbime İkibin sonrasında değişik ortam ve yerlerde yapılan hakaret ve ithamlara cevap verilmiş, cevaplar yazılmış ve konuşulmuş. Onun için İslam ve Müslüman düşmanlarına bu sefer cevap yazmayacağız.

Son olarak yapılan operasyonlarla ilgili de şunları belirtmek istiyoruz: Biz yakalanmamak için uğraşacağız, onlar yakalamak için uğraşacak.

Kardeşiniz Edip

(soL – Haber Merkezi)

Reklamlar

One Response to Kimler içeride kimler dışarıda?

  1. dasda says:

    Hizbullahtan Ne Kadar Habersiz olduğunuz açıkça belli kopyala mantığıyla çalışıp kul hakkına girmekten sıkılmazdınızmı ? yukarda bahsettıgınıx eyüp gümü kim ? cahilin önde gidenisiniz daha eyüp ile edibi bile ayırt edemıyorsunuz

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: