CHP tarihi fırsatı kaçırdı

CHP uzun süredir ilk kez gerçek anlamda muhalefet yapma, topluma önderlik etme, gerçek bir dik duruş sergileme fırsatı yakalamıştı, ama belli ki yüreğindeki asker korkusu nedeniyle bunu kenara itti.

İki gündür CHP’yi üzüntü ve ibretle izliyorum. Bir parti bu kadar mı pısırık, bu kadar mı gerçeklerden uzak, bu kadar mı halktan kopuk, bu kadar mı demokrasi ve hukuk yoksunu olabilir.

8 yıldır başta asker olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarını, Atatürk ilke ve devrimlerini ayaklar altına alan, tüm değerlere hiçbir şeyden sakınmadan ağır hakaretler, aşağılamalar yapan iktidarın “darbeci” istismarı karşısında nasıl bu kadar korkak davranır anlamak mümkün değil.

Doğru bir tespitten neden bu kadar çekinilir? Neden Genel Başkan “Orduyu sadece ben eleştiririm, başkası söz söyleyemez” dediğinde CHP milletvekilleri alkış sağanağı başlatır?

Bugüne kadar gerek AKP’li milletvekillerinin, gerek yandaşların gerekse maskelilerin her türlü aşağılamalarına hiç ses etmeyen Başbakan’ın CHP’li bir yöneticinin sözleri üzerine suç duyurusunda bulunmasındaki garabete bile dikkat etmeyen CHP giderek daha büyük hayal kırıklığı haline geliyor.

CHP asıl şimdi askerci, askerden korkan, asker vesayeti altında olmaktan fayda uman durumuna düştü. CHP’nin görevi asker şakşakçılığı yapmak değil, bizzat ordunun şeref ve haysiyetini ayaklar altına alınmasına tepkisiz kalan ve hatta buna destek veren komutanlardan hesap sormaktır.
CHP orduyu korumak zorunda değildir. 27 Nisan muhtırasını yazan komutanın neden elini kolunu sallayarak gezdiğinin hesabının sorulmasını istemelidir.

CHP ordu sempatizanlığı yapacağına başına çuval geçirilmesine razı gelen, bir emirle Irak’tan çıkan, döşeme altlarına belge saklayan, kendi askerine sahip çıkmayan, yalan ve iftiralara cevap bile vermeyen ama sıra CHP’ye gelince şahin kesilen komutanlara “Bunlar ne rezalettir” diye sormasını bilmelidir.

CHP dik durabilmelidir. Demokrasinin kuralları içinde askerin iktidar payandası gibi olmasını hazmedemediğini açıklamalıdır.

En önemlisi CHP halkın sesini dinlemelidir.
Ama CHP ne yapıyor? Süheyl Batum’un “yeni politikacı olduğunu” söylüyor “bunun da hata yapmaya neden olduğunu” çekinmeden belirtiyor ve en önemlisi gizliden gizliye istifa çağrısı yapıyor.

Oysa o Süheyl Batum bile sizin tavrınız nedeniyle dik duramadı, daha ne istiyorsunuz? Tıpkı sizin gibi oldu işte. Sevinin.

*****
Mübarek diktatör, peki Esad?

Başbakan Erdoğan, Mısır olaylarının patlak vermesinden sonra hiçbir açıklama yapmadı. Biraz bekledi. Bir gece Amerika Başkanı Obama telefon etti. Ertesi gün başbakan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e “ayar veren” bir konuşma yaparak “çekil” çağrısında bulundu.

Başbakan’ın bu tavrı, özellikle yandaş medya tarafından “büyük devlet adamlığı” olarak tanımlandı. Dünyada kimse bir yorum yapamamışken, Türkiye Başbakanı’nın çıkışı tüm dünyada hayranlık uyandırmıştı.

Gerçi, gelişen olaylar ortaya bir hayal kırıklığı çıkardı. Belli ki bütün hesap Mübarek’in gitmesine göre yapılmıştı. Koca Amerika desteği çektiyse Mübarek buna direnemezdi.
Ama bizim çok aktif Dışişlerimiz herhalde Obama’ya çok inandı, son anda bir manevra yapacağını düşünmedi. Sonuçta Mübarek “şimdilik” yerinde, üstelik duruma hâkim de olabilir ve bir de üstüne Türkiye’ye “İşimize karışmaya kalkma” mesajı gönderdi.

Başbakan ve iktidar mensupları ile yandaşları bu gelişme üzerine biraz frene bassa da ok yaydan çıktı artık. Yandaş “Mısır uzmanları” Mübarek’in nasıl despot bir diktatör olduğunu, Mısır halkının artık bu zulme dur dediğini, bu ülkede eninde sonunda demokrasinin hâkim olacağına inandıklarını yazıp söylüyorlar.

Tam bu sırada Başbakan Asi Nehri üzerine kurulacak bir baraj açılışı için Suriye’ye gitti.

Gözler bu ülkeye döndü. Gazetelerin manşetlerinde tüm televizyonlarda Erdoğan ile Esad’ın birbirlerine sarılarak verdikleri barış mesajının görüntüleri yayınlandı.
Bu komşumuzla vizenin kaldırılması, sorunların sıfıra indirilmesi, ticaret hacminin büyümesi üzerine “güzellemeler” yapılıyor şimdi.

Ancak kafa karıştıran konu şu: Beşşar Esad, Mısır’daki Mübarek tipindeki bir diktatör değil mi? Yıl hesabına vurursanız Esad ailesi Mübarek’ten çok daha uzun bir süredir ülkesinin başında. Ülkede demokrasi de yok. Bunun yanı sıra Amerika’nın “terörist ülkeler” listesindeydi, bu listeden tam çıkmadı ama şüphe devam ediyor.

Kısacası durum şudur: Türkiye aynı bölgedeki bir diktatörün gitmesi için halk hareketlerini desteklerken, bir diğer diktatörle dostluk, kardeşlik ve işbirliği mesajları vermektedir.

Peki yarın öbür gün Amerika tıpkı Mısır’daki gibi düğmeye basarsa, Suriye’nin diktatörü benzer bir zor duruma girerse Türkiye’nin tavrı ne olacaktır?

Eğer o gün geldiğinde yine demokrasi nutukları atılacaksa, bugün demokrasi olmamasına rağmen yaşadığımız muhabbet o zaman nasıl açıklanacaktır?

*****
WikiLeaks’te çifte standart

Okurlardan Metin Yaykınlıoğlu Dışişleri Bakanı’nın bir sözünü aktarmış. Şöyle diyor bakan Davutoğlu: “Bu ülkelerde geçmişte güç olarak algılanan şeyler bir zayıflık olarak algılanmaya başladı. Bu zayıflığın sebebini devlette görmeye başladı halk. Bunu da zirveye çıkartan WikiLeaks oldu. Orada Arap liderlerin yürüttüğü dış politikayla ilgili öyle şeyler deşifre edildi ki, insanların kendi liderlerine, devletlerine olan güvenleri sarsıldı.”
Özetle, bakana göre WikiLeaks bu ülkelerde halkı uyandırdı.
Ama sıra Türkiye’ye gelince iş değişiyor. Bize göre WikiLeaks “bir balon, yalan, iftira, dedikodu, safsata, akıl almaz saçmalık.”

İyi de bizde böyle nitelenen WikiLeaks başka ülkeler söz konusu olunca neden doğru kabul ediliyor?

*****
Güzel slogan

Dün sabah TV 8’de Erkan Tan’ın konuğu MHP’li Deniz Bölükbaşı’nı dinledim. Bölükbaşı çok ilginç bir cümle söyledi. Dedi ki “AKP zenginliği yandaşlara, fakirliği vatandaşlara eşit biçimde paylaştırdı.”

Son zamanlarda iktidarla ilgili bu kadar veciz ve etkili bir slogan duymamıştım.

MHP sadece bu sloganı iyi anlatarak bile çok oy toplayabilir.

*****
Her tarafın…

Sayın Başbakan; popülizmi bu kadar kötü yapmak zorunda değilsiniz. Ancak kahvede kullanılabilecek bir üslubu meclis kürsüsüne taşıdığınızda “halka daha yakın, daha fazla halkçı” olmuyorsunuz. Tam tersine bir devlet adamına yakışmayacak içimde argo kullanarak bulunduğunuz makamı zedeliyorsunuz.

Elbette “Her tarafın hukukçu olsa ne yazar” sözü, sığ görüşlü zihinlerde alkış alır, ki salondan çıkan alkışın şiddetini siz de gördünüz, ama yakışmadı.
Birincisi “her tarafın hukukçu olsa ne yazar” sözü “Ben hukuk anlamam, kafama göre davranırım” diye düşündüğünüz biçimde yorumlanabilir.

İkincisi yarın biri de size “Her tarafın Başbakan olsa ne yazar” derse verecek cevap bulamayabilirsiniz. Lütfen argoyu bu kadar kullanmayın.

*****
Mısır’ın Ankara Büyükelçisi, Davutoğlu’na, “İçişlerimize karışmayın!” uyarısında bulunmuş. Lider ülke rolüne soyundukça fırçayı yiyoruz. Bu gidişle yan rollerde bile olamayacağız! (Gani Yıldız)

Can Ataklı
Vatan
Reklamlar

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: