730 Gün | Hasan Basri Özbey

730 GÜN

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve arkadaşlarının Ergenekon tertibi kapsamında tutuklulukları 3. yılına girdi. Perinçek, Senem ve Çiçek, 730 gündür tutuklular.

Silivri Ovasında gözden ırak yargılamada Doğu Perinçek ve arkadaşları hakkında İddianamede ileri sürülen suçlamalara dayanak olduğu iddia edilen sözde “delil”lerin, delil olma niteliğine haiz olmadıkları, suçla ilgili olmadıkları, hükme esas alınamayacakları tartışmasız olarak ortaya çıktı.

Tertibin, dava dosyasındaki iddia ve delillerden öte, yargı dışı psikolojik savaş yöntemleriyle sürdürülmeye çalışıldığı vakıadır. Öte yandan tahliye taleplerinin “mevcut delil durumu, yoğun şüphenin devam etmesi” gibi gerekçelerle reddedildiği de malumdur.

Hukuk sistemi, kanunlar ve hukukun tanımladığı, suça, suçlamaya dayanak kılınabilecek, yasal yol ve yöntemlerle elde edilmiş, hükme esas alınabilecek delilleri öngörmektedir.

Ancak Ergenekon soruşturması, Türk Hukukunun öngördüğü deliller yerine psikolojik savaş kapsamında, tertip merkezince üretilip servis edilerek, dosyaya sokuşturulan veya genellikle tertip medyası üzerinden ortaya atılan “delilleri” yeğlemektedir.

Bu ise başta Mahkemeler olmak üzere kamuoyunun dikkatini dağıtmakta, yanlış bilgilenmeye ve olmayan delillerle yargısız infaza yol açmaktadır.

Eğer hukuk uygulanacaksa, kanunlara uygun yargılama yapılacaksa birinci tür delilleri esas alınması Anayasal zorunluluk.

İkinci türün ise delil değil, iftira, suç atma kapsamında kabul edilip, çöpe atılması zorunluluktur.

İkinci türde yani psikolojik savaş merkezinde, o özel gizli karargâhta üretilip medyaya ve soruşturmalarda görevli F Tipi elemanlara servis edilen sözde “deliller”, F Tipi medyanın manşetlerini süslüyor;

“Başkan Perinçek’in talimatları”,

“Yargıtay’ı vuracaklardı”,

“Kuzey Irak’a 24 bin silah gönderdiler”,

“Orduya kumanda ediyordu”,

“Camileri bombalayacak, uçağımızı düşüreceklerdi” vs.

Yalanda sınır tanımayan, ahlaksız ve hain iftiralar…

Madem mahkeme salonunda dava görülüyor, madem bir hukuki kovuşturma yürütüldüğü sanısı var; o zaman bunlara kulak verilmesi olanaksızdır.

Tartışılması gereken, “hukuki” kapsamda değerlendirilebilecek, yoğun şüphe, tutukluluk değerlendirmelerinde bakacağımız, hükme esas alınabilecek delillerdir.

Doğu Perinçek’e yöneltilen suçlamalara dayanak kılınan “deliller” şunlar:

1. TUNCAY GÜNEY MÜLAKATI VE ERGENEKON ŞEMASI

Ergenekon iddialarının ve özellikle Doğu Perinçek’e yöneltilen suçlamaların temel ve neredeyse tek dayanağı “Tuncay Güney Mülakatı”dır.

Türk Hukukunda “mülakat” olarak adlandırılan bir kanıt yoktur.

“Tuncay Güney Mülakatı”nda imza yoktur, kimin, nerede, ne zaman yaptığına dair kayıt yoktur.

Tuncay Güney, televizyonlarda canlı olarak yayınlanan çok sayıda açıklamasında bu “mülakatta” söylediklerinin hemen tamamını inkâr etmiş, zorla alındığını itiraf etmiştir.

Tuncay Güney’in yalan ve iftiralardan ibaret mülakatının, aslında yok olduğu, kanunsuz yolla elde edildiği Ergenekon Mahkemesi tarafından da tespit edilmiştir.

2. MİT’İN ERGENEKON ŞEMASI

Tuncay Güney’in yalan ve iftiralarına dayanarak rapor ve şema hazırlayan MİT ve bağlı olduğu Başbakanlık, bu bilgilerin “saçma sapan”, “bilgi kirliliği”, “maksatlı propaganda” olduğunu resmen açıkladı.

MİT’in “Ergenekon Şeması”nda yer alan 69 isimden altısının üzeri açıldı. Mahkeme, kalan 63 ismin üzeri, adı geçenlerin saygınlıklarının zedeleneceği gerekçesiyle açmadı.

Şema, suçun değil tertibin kanıtı haline geldi.

3. İŞÇİ PARTİSİ BELGELERİ

İddianamenin, İşçi Partisi yöneticilerine yönelttiği suçlamanın birinci ve temel kanıtı Tuncay Güney’in Mülakatı ve belgeleridir. Bunun dışındaki bütün kanıtlar, İşçi Partisi’nin programları, kararları, açıklamaları ve faaliyetidir. Esasen Tuncay Güney’in Mülakatı’ndaki suçlamalar da, İşçi Partisi’nin merkez organlarından biri olan Genel Başkan’ın ve diğer merkez organlarının kararları ve faaliyetidir.

Perinçek, savunmasında Parti belgeleri için “Hepsiyle iftihar ediyoruz” dedi.

Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, ATV Televizyonu’na “Ergenekon Soruşturması’nın merkezinde İşçi Partisi var!” demişti ve bu tarihi itiraf, ATV ekranlarından yayınlanmıştı.

Bu davada, sözde “Ergenekon Örgütü”nün esası olarak kabul edilen Türk Silahlı Kuvvetleri ve İşçi Partisi yargılanmaktadır.

Kapatma nedenleriyle örtüşen suçlamaların değerlendirilmesi öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin yetkisindedir.

Burada görülen dava, İşçi Partisi’ni kapatma davasıdır. Ancak görevli olmayan bir savcılık tarafından açılmış, Yargıtay C. Başsavcılığı’nın görevi çiğnenmiştir. Ve İşçi Partisi davası, görevli olmayan bir Ceza Mahkemesi’nde görülmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin görevine el konmuştur.

İşçi Partisi hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bir soruşturma yürütülmediği, Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açılmasına gerek duyulmadığı bilinmektedir.

4. TELEFON KONUŞMALARI

“Hepsi vatanseverlik belgelerimiz!” Perinçek, telefon kayıtlarını böyle tanımlıyor.

Hiçbir telefon konuşmasında suç yok!

Aksine suçlamaların haksız ve dayanaksızlığının kanıtları!

İddianame’de yer alan Parti belgeleri ve telefon görüşmeleri de, İşçi Partisi yöneticilerinin kendi aralarındaki konuşmalara da yansıyan samimi görüşlerini yansıtmaktadır.

Yine Perinçek savunmasına, telefon kayıtlarının vatanseverlik kayıtları olduğunu kitap olarak yayımlayacaklarını belirtti.

5. CD’LER!..

İşçi Partisi Genel Merkezi’nde 21 Mart 2008 tarihinde yapılan aramada 1037 CD’ye el konuldu. Perinçek ve arkadaşları bunların hiçbirine itiraz etmiyorlar. Ancak 1037 CD’nin yanında 4 adet CD’den söz ediliyor ve bunlar suçlama konusu yapılıyor. Bu dört CD’de “Yargıtay krokisi”, “Nato tesislerinin planları” vs vs varmış!..

Ama suçlamaya konu yapılan bu dört CD, arama tutanaklarında yazılı değil.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, aramanın baştan sona kanunsuzlukla dolu olduğunu tespit ederek aramayı yapan 10 polis şefi hakkında Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açtı. İddianamedeki şu belirlemeler çok önemli:

“Adli makamlar, tedbir ve işlemlerinde hukuk kurallarına uymak ve delilleri bu kurallar çerçevesinde toplamakla yükümlüdürler. Bu kurallara aykırı davranışlar sureti ile elde edilen her türlü delil hukuka aykırı delil niteliğini taşıyacaktır. Yasal düzenlemeler ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararları birlikte değerlendirildiğinde, hukuka aykırı olarak elde edilen ilk deliller ile bu delillerden yola çıkılarak elde edilen sair delillerin de hukuka aykırı olacağı, deliller arasında öncelik-sonralık ayrımı yapılmadan yargılamada değerlendirme dışı bırakılacağı ve hükme esas alınamayacağı açıktır.”

İşçi Partililere yöneltilen suçlamalarda, aramalarda elde edildiği iddia edilen “delil”lere dayanılıyor. İşçi Partisi, bu “delil”lerin aramalarda bulunmadığı, tutanaklarda yer almadığı, delil torbalarına sonradan sokuşturulduğunu ısrarla açıkladı. Dava sürecinde bunların İşçi Partisi’nde bulunmadığı, Mahkeme tarafından da tespit edildi.

DAVADA “DELİL” KALMADI

İşte o koca asrın davasında Doğu Perinçekler hakkındaki suçlamaların delilleri bunlardan ibaret! Bunlardan başka “delil” yok! Mevcut delillerin, değil hükme esas alınması, dosyada tutulması dahi mümkün değildir.

Ama ne yazık ki; hükme esas alınamayacak, dosyada tutulamayacak bu sözde, çürümüş “deliller”, tutukluluğun devamına gerekçe yapılmaya devam ediyor.

Vicdanla açıklanamayan bu uygulama, kabul edilemez bir hukuk katliamı olarak devam ediyor!

Nereye kadar mı; Gün doğumuna kadar!

Sabaha az kaldı; Güneşin zaptı yakın!

Hasan Basri Özbey

anafor.org

Yorum yapın yada içinizi dökün rahatlayın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: